Coğrafi Terimler Sözlüğü A harfi

Coğrafi Terimler Sözlüğü A harfi

Mesajgönderen Admin » Çrş Oca 20, 2010 5:01 pm

İçindekiler
Sayfa
Önsöz I
Giriş III
Sözlüğün Maddeleri - ... 1-366
indeks ... 367-458
Bibliyografya 459
Düzeltmeler 463

ÖNSÖZ
Bundan otuz yıl önce, üniversiteyi yeni bitirmiş bir coğrafyacı ola¬rak, birçoğu türlü kaynaklardan gelmiş bulunan coğrafya terimlerinin dilimizdeki karşılıklarını araştırmak, bulmak, bunları derlemek düşünce¬si bende yer tutmuştur. O günlerden beri yurt içi gezilerimde, coğrafya alanındaki araştırmalarımızla birlikte, çeşitli kavramların ve terimlerin dilimizdeki karşılıklarının araştırılmasına da yer vermiş, derlenen keli¬melerin türlü yerlerdeki anlamları üzerinde durmuş bulunuyorum. Bu çalışmalarım sırasında gördüm ki, araştırılırsa yurdumuzun türlü köşe¬lerinde terim özeliği kazanabilecek birçok kelimelerin derlenmesi müm¬kündür. Uzun yıllar süren bu araştırmaları ve yeni bulunan terimleri bir yandan değerlendirirken, bir yandan da bulunan eserlerden yararlanarak şimdi elinizdeki bu Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nün içindeki Türkçe te¬rimlerin belirtilmesine çalışılmıştır.
Bu arada 1943 ile 1953 arasındaki yıllarda, türlü aralıklarla, Türk Dil Kurumunun, araştırmalarım için yararlı olmuş bulunan terim çalış¬malarına katılmak suretiyle, bir yandan eldeki terimlerin incelenmesine çalışırken, öte yandan da derlediğim ve değerlendirmekte bulunduğum coğrafya terimlerinin dil kuralları bakamından kullanılma ve tutunma durumlarını araştırmaya uğraştım, 1949 yılında "coğrafya terimleri üze¬rine bazı düşünceler-' adlı küçük deneme ©serimi yazdım. Daha sonraki yıllarda da, Türk Dil Kurumunca düzenlenen ve yayımlanan "coğrafya terim anketleri" nin hazırlanmasına yardım ile ilgililerin düşüncelerini almaya uğraştım. Bundan sonra adı geçen kurumda bu konu üzerine lîoTIolcymn yaparak, üzerinde çalıştığım coğrafya terimlerinin temellerim ve özelliklerini, bu toplantılara katılmış bulunan dil uzmanlarımızın bilgilerine ve tartışmalarına sundum. Bundan sonra da bası deneme yasılan yayınladım.
Bütün bu çalışmalardan sonra türlü tarama ve derlemelerinizle sayı¬ları 35 000 i bulan fişlerin yeniden gözden geçirilmesi, bu fişlerden, her birinin incelenerek elenmesi işine girişerek, çok yorucu geçen çalışma yılla¬rının sonunda, 1958 de, şimdi elimizde bulunan bu eseri, Coğrafya Te¬rimleri Sözlüğü'nü yazmaya başladım.
Eserin hazırlanması sırasında, bir yandan belirtilen Türkçe terim¬lerin karşılıkları olan Almanca, Fransızca, ingilizce terimleri, mümkün olan incelikleriyle belirtmeye çalışmak ve dilimizde kullanılmış eski te¬rimleri bulmak, öte yandan da uluslararası değer taşıyan terimlerle Türkçe terimler arasındaki bağlantıyı kurmak, bu terimlerin köklerini vermeye çalışmak gerekmiştir.

Bütün bu yorucu ve sürekli çalışmalara bizi yönelten sebeplerin ba¬şında, coğrafya, terimleri arasında anlaşılması güç çok sayıda terimlerin bulunması, bunların Türkçe temellere göre düzenlenerek ve tanımlan ya- pılarak karşılanması gerektiğine inanışım olmuştur. Gerçekten, daha li¬sede iken okuduğumuz coğrafya kitaplarında bile terim olarak öğrendiği¬miz; türlü kelimeler, öğrenilmelerinin güçlüğü ve dilimize uymamaları yü-zünden, zaman zaman birkaç kelimelik ifadelerle anlatılabilmişlerdir. Sözgelişi : Muhibb-ül-rnilh nebâtât veya halofil (halophiles) nebâtât te¬rimlerini belirtebilmek için "tuzlu toprakları tercih eden nebâtât" gibi sözlerle kavramı ortaya koymak gerekmiştir ki, bugün bütün bunları sa¬dece tuzcul bitkiler terimiyle karşılamak mümkün olmakta,dır.
Bu süre içinde türlü bilim dallan ve bu arada coğrafyaya yakın ve yardımcı bilimler alanında çalışmış bulunan araştıncılanmızm yardımlariyle yeni yeni birçok Türkçe terimler ortaya çıkarılmış ve değerlendi¬rilmiştir. Bugün, artık 30 - 40 yıl öncesinin iltivaat terimi yerine kıvrım¬lar, sâhil terakümatı yerine kıyı birikintileri, sahil eksibeleri yerine kıyı kumulları, edvâr-ı kabl-eccümûdiye yerine buzul-öncesi çağlar gibi Türk¬çe terimler iyice yerleşmiş, yayılmış, sayılan artmış, zamanımızın bilim¬sel kavramlarını karşılıyabilecek değerde Türkçe terimlerin çoğalabilece- ği açıkça görülmüştür.
Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nün haşbca özellikleri üzerine bu kita¬bın giriş bölümünde bilgi verilmeye çalışılmıştır. Burada hemen belirti¬lebilir ki, bu eserle başlıca Türkçe coğrafya terimleri ortaya konulmaya çalışılmış bulunduğu gibi, gerek Almanca, Fransızca ve İngilizce eserler¬den faydalanacaklar, gerekse Türkçe terimlerin türlü karşılıklarım ara¬yacaklar için, bu kitabın sonundaki geniş indeks yararlı olacaktır. Metin bölümündeki açıklamaların, coğrafya ve ilgüi büirnlerin mensupları için, her zaman baş vurulabilecek bir kaynak durumunda olabileceği umulur.
Eserde bulunacak eksikliklerin, zamanla düzeltilebileceği, ancak atıl¬mış bu adımın, zaman akışı içinde daha da gelişeceği ümidini beslerken, Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nün memleket aydınlanna faydalı olduğunu görmek bizi sevindirecektir.
Cebeci, 1964 Reşat ÎZBIRAK

GİRİŞ
Coğrafya terimleri konusu üzerinde dururken, önce coğrafyanın alanı göz- önüne gelmektedir. Her bilimin bir alanı vardır. Ancak her bilimde olduğu gibi, coğrafya ile ona yakın bilimlerin alanları arasında da kesin sınırlar değil, daha çok, türlü derecelerden bir içiçe girme durumu bulunmaktadır. Hele çeşitli bir çok konuları kendinde toplamış bulunan coğrafya'da bu durum çok daha ge¬niş ölçülüdür. Gerçekten, coğrafya yeryuvarlağını bir bütün olarak tanıttığı gi¬bi, cansız küreler (katı yeryüzü, havs, su), canlı küre (bitkiler, hayvanlar), in¬san ve ortaya koyduğu işler de coğrafya konuları arasında yer tutmuştur. Coğ¬rafya, herbiri ayrı bir bilimin içinde bulunan bütün bu çeşitli konuları, kendi ilkeleri ile (dağılış, bağlantı, nedensellik ilkeleri) işliyerek bunları coğrafyalaş- tırrmştır. Buna göre, coğrafyanın sınırdaş olduğu bilimlerin sayısı çoktur : Yer- fiziği, jeoloji, toprak bilimi, taşlar bilimi, sular bilimi, meteoroloji, bitki bilimi, hayvan bilimi, antropoloji etnoloji, iktisat, toplum bilimi, tarih ile or¬mancılık, tarım, endüstri v.b.
Coğrafya konularının bütün bu çeşitliliği içinde şunları belirtmek mümkün olabilir : Yeryüzüne bağlı olarak tabiat ve insan. Yeryüzü kavramı geniş ölçü¬süyle alınırsa şöylece belirtilebilir : Çok yerde içiçe geçmiş canlı ve cansız kü¬relerin birbirine en fazla yanaştıkları yer. Böyle bir yeryüzü kavramı, sadece eni ve boyu olan iki boyutlu bir yüzey veya karaların yüzü, ya da havakürenin yere değen aşağı sınır yüzeyi değil, derinlik ve yüksekliği de bulunan üç boyutlu bir yerdir. Coğrafyanın konuları işte burada toplanmıştır. Kendisine yakın ve yar¬dımcı bilimlerle olan ilgisi gözönünde tutularak coğrafyanın bilimler arasında¬ki yerini de, birbirinden oldukça farklı şu iki şekilde belirtmek mümkündür :
î — Coğrafya, içerisinde insanla ilgili konuların yer tuttuğu bir tabiat bi¬limidir.
2 —• Coğrafya, 'doğal (tabiî) bilimlerle içlek (manevî) bilimler arasında geniş bir yer tutan, bunları birbirine bağlıyan bir yeryüzü bil.imidif.
Bunlar gözönüne alınırsa, bir coğrafya terimleri sözlüğü'nün içerisinde, çok çeşitli alanlarla ilgili terimlerin yer tutabileceği görülür. Her bilimin türlü kavramlarını belirten terimler olduğu gibi, coğrafyanın da çeşitli kavramlarını tanıtan terimler vardır. Türlü bilim ve san'at kavramlarından birini belirten bir kelime olarak terim, tek anlamı olan ve tanımı (târifi) yapılmış bulunan kelime olması gerekir. Bu özelliğine bağlı olarak terimler, günlük dilden farklıca, bilim alanlarında yeni yeni kavramların ortaya çıkması ile oluşmuş kelimeler topluluğu olarak görülür ki, böyle bir topluluğa bilim dili adı da verilir. Ancak, bir dil¬deki bir kelimemin, terim özelliğini alacak ve ilgili kavramı belirtecek şekilde tanımı yapılmışsa, bu kelime ilgili bilimin terimlerinden biri olmuş bulunabilir.
Terimlerin bu özelliği ile ilgili olarak termtnologie (lâtince : terminus = terim, ıstılah ve yunanca . logos = söz), yani eski deyişle bir ilmin istılâhâtı, şimdiki deyişle bir bitimin terimleri, ya da terminoloji kavramı meydana gelmiştir.
Terminoloji, düşünceleri ve kavramları kelimelerle belirtme ve bu arada terimlerin bulma ve ortaya çıkarma sanatı olarak gözönüne alınır. Bu bulma ve
ortaya çıkarma işi türlü yollardan yapılabilir. Coğrafya'da terimler halk arasın¬daki türlü kelimelerin bilimsel bir tanımı yapılarak ortaya çıkarılabileceği gibi, halk arasında, çeşitli sebeplere bağlı olarak, yer tutamamış kavramların ana dildeki kelimelerle karşılanacak şekilde bulunması, türetilmesi şeklinde de ola¬bilir. Her ne olursa olsun, Türkçede terim olarak alınan kelimenin, göstereceği kavıamı anlatabilmesi, dil yapısına uygun bulunması, mümkün olduğu kadar güzel, kıvrak ve alışılmış kelimelerden olması gerekir. Şurasını da belirtmek doğru olur ki, terimler, anlatmaları gereken kavramları her zaman tamamiyle anlatamıyabÜirier. Başka bir deyişle, bir terimde bir kavramın bütün özellikle¬rini ortaya koyan tam bir tanımı her zaman aramak biraz güçtür. Çünkü, as¬lında terimlerin çoğu, belirli bir bilimin mensuplariyle araştırıcılarının zihin¬lerinde açıklıkla yer tutmuş olayları (hâdiseleri) ve olguları (vakıaları), kısa olarak belirtebilmek için, onlar tarafından bulunmuş ve kabul edilmiş bir çeşit işaret kelimelerdir. Buna göre, terimde esas olan taJiım'dır, denilebilir. Şu halde oluş bakımından, önce tanımın, sonra terimin gelmesini tabiî karşılamak doğru olur.
Coğrafya terim topluluğu içinde bunların türlü derecelerden örneklerini bulmak mümkündür. Coğrafya Terimleri Söılüğü'nde, coğrafya terimleri ola¬rak, konuşulan dilde bulunabilenler alınmış olduğu gibi, bilinen ek ve kökler¬den yararlanılarak yeni terimler türetilmiş, tarama ve derlemelerden uygun karşılıklar seçilmiş, bunların da dışında uygun bir Türkçe karşılığı bulunamı- yan kavramlar için uluslararası kelimelerden veya köklerden faydalamlmıştır.
Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nde tutulan yol, coğrafya terimlerimizin müm¬kün olduğu kadar türkçeleştiriimesi olmuştur. Böylece bilim alanında ileri git¬miş her ulusun, sadece kendine mahsus kelimelerle belirttiği bilimsel kavram¬ları bizim de başka bir dile başvurmadan kendi dilimizden aramamız ve bulma- mız çabası en başta yer tutmuştur. Şurasını da belirtmek yerinde olur ki, es¬kiden beri dilimizde yer tutmuş, Türkçenîn ahenk kurallarına uymuş, böylece esas kökünden bu bakımdan uzaklaşmış az sayıdaki kelimeler de kendi yapı¬mızdan sayılmıştır ki, bunları eserde yer yer görmek mümkündür.
Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nde uluslar-arası kökler ve terimlerin de, esas¬ları yerilerek belirtilmiş, ancak bunların türkçe karşılıkları da konulmuştur. Görüleceği özere, bu terimlerin üç Bati dilindeki karşılıkları, her defasında Türkçelerinin yanında verilmiştir ki, bunlarda da -kök aynı olduğu halde, ço¬ğunca imlâları farklıdır. Bununla ilgili olarak, bunların da imlâmızla yazılmış olanlarında sözgelişi (ph) yerine (f), (hy) ve (y) verine (i), (th) yerine (t), ye¬rine göre (ch) ve (c) yerine (k) yazılmıştır. Böylece uluslararası terimlerin, eserde ana madde olarak yazılmış Türkçe karşılıklarından başka, bu terimlerin de, mümkün olduğu kadar, Türkçe imlâ İle yazılmasına özenlimiştir. Bu arada, ise-, geo- gibi ekler, asli smlâlarîyle verilmiş bulunduğu gibi, bunların is©- jeo- gihi şekilleri de belirtilmiş, Türkçe-karşılıkları da kitapta bağlantılı (atıf Is) ola¬rak, tanımiariyle birlikte yazılmıştır.

Coğrafya Terimleri Sözliiğü'nde Türkçe karşılığı verilmiş olan terimlere bağ¬lı ve onla: la türlü derecelerden ilgili terimler (müştakatüreme terimler) de özel¬likle yer tutmuştur. Türkçe coğrafya terimleri topluluğunun .tam bir bilimsel özellik göstermesi için, ilgili türeme şekiller çok yerde belirtilmiştir. Bunun çe¬şitli örnekleri bu sözlükte görülecektir. Bu arada kÖk-terim diyebileceğimiz bir takım kelimeler, bu türlü türetmelerde yer tutmuştur. Meselâ : Sözlükte açıklanmış bulunan yontuk kök-terim kelimesi ile türlü olay ve kavramları kar- şılıyan bir çok terimlerin bulunmuş olduğu ortaya konulmuştur.
Coğrafya terimlerinde görülen önemli bir yön de bu terimlerin yazılış şek¬lidir. Gerçekten belirtilen terimin bilimsel anlamdan uzaklaşması ve kavramı be¬lirtmesi ve düşüncenin dağılmaması bakımından terimin imlâsının önemli yeri ol¬sa gerektir. Öyle ki, terimde bir çeşit klişe durumu aramak bile mümkündür. Bununla ilgili olarak, birden çok kelimeden oluşmuş terimlerin ayrı veya bitişik yazılması sorusu gözönüne gelmiştir. Bu sorunun çözülmesi Hiç te kolay değil¬dir. Çünkü, ayrı yazmanın da, bitişik yazmanın da yararlı yönleri bulunduğu gibi, çekinilecek tarafları da vardır. Bunların, dil yönünden yapılacak uzun, et¬raflı ve çeşitli araştırmalarla ayrıca ortaya konulması, böylece tutulacak yolun ne olabileceğinin açık olarak ve kurallarla belirtilmesi gerekir. Bu arada terim olarak, sözgelişi aşağıdaki kavramların ayrı veya bitişik yazıldıklarına göre terim özelliği kazanmış olma durumları inceleme süzgecinden geçirilebilir :
Bitişik yazılış Ayrı yazılış
Akarsu Akar su
Buzdağı Buz dağı
Sıradağ Sıra dağ
Bozkır Boz kır
Çukurova Çukur ova
Hörgüçkaya Hörgüç kaya
Yol boyu Yol boyu
Terimlerin yazılışındaki bu iki durum arasında bir ara yol olarak kelime¬ler arasına kısa bir çizgicik konulması, belki, bu sorunun çözülmesini kolay¬laştırabilir. Böylece, yukarıdaki terimler şu şekilde yazılabilir :
Akar-su, buz-dağı, sıra-dağ, boz-kır, çukur-ova, hörgüç-kaya, yol-boyu.
Bu arada terim yazıIişiyle ilgili olarak başka yollara da baş vurulabilir. Her ne kadar Türkçede ön-ek (prefixe) lerle kelime yapmak yoluna gidilmemiş ise de, dilimizde ek kullanmadan birleşik kelime yapma yolu oldukça yayılmış¬tır. Bu yoldan gidilerek, çoğunca, iki kelime yanyana yer alarak, yeni anlamı olan, ya da bir terim yazılışı özelliği kazanmış bulunan birleşik kelimeler türe- tilebilmiştir. Birleşik kelimeye giren unsurlar isim, sıfat, fiil gibi çeşitli söz bö¬lümlerinden kelimeler olabildiği için, meydana gelen birleşik kelime de böylece söz bölümlerinden herhangi biri niteliğinde olabilmiştir. Sözgelişi : Derebeylik, kaptıkaçtı, gecekondu, tepegöz, Akdeniz, Kumkapı gibi. Hele öz, iç, dış, yol, kır,
m, ay, gün, ön, ard, son, düz, yüz, ova, buz, tuz, kum, taş, boz, ak, üst, alt, yan,
gibi kısa birtakım kelimelerin yardımiyl© ilgili birleşik kelimelerini oluşması ve bunların terim özelliği almaları kolaylanabilir. Bu kısa kelimelerden bu yünde faydalamlırken de ya doğruca bitiştirme, ya da araya küçük bir çizgi katma du¬rumları üzerinde ayrıca durulabilir. Bu birleşik terimlerle birlikte, yerine göre, ayrı yazılmış birçok terimlerin de oluşabileceği, Coğrafya Terimleri Söziüğü'nde görülecektir.
Bu terim sözlüğüne dilimizde önceleri yer tutumş, zamanla kimisi silin¬miş ve kullanılmaz olmuş, kimisi bugün de yenileriyle birlikte kullanılmakta bulunmuş olan coğrafya terimleri de alınmış, bunların kökleri de kısaca belir¬tilmeye çalışılmıştır. Eserde bunlar eski terim, ya da yerine göre eski kelime olarak gösterilmiştir. Görülecektir ki, yeni birçok coğrafya terimlerinin karşı¬lıkları, bugünkü açıklığı ile önceleri eski terimler arasında yer tutmamıştır.
Coğrafya Terimleri Söziüğü'nde bulunan terimler arasında, dünyanın türlü ülkelerinden birindeki kelimelerden adını almış, fakat uluslar-arası bilim ala¬nında belirli bir olayı belirtecek şekilde terim olmuş kelimeler de bulunmak¬tadır ki, bunlar yer yer mümkün olan asıl imlâları ve özellikle kendi imlâmızla yazılmıştır : Canon (kanyon) ,du$e (klüz), harmattan, mistral gibi.
Coğrafya Terimleri Söziüğü'nde dilimizde kullanılarak artık alışılmış, bu¬güne kadar türlü coğrafya eserlerinde yer tutmuş kelimelerin bulunmasına çalı¬şılırken, terimlerin daha güzel olması, daha çok tutunma özelliği kazanması yö¬nü gözönünde bulundurulmuştur. Bu arada sonu -mü, -mi», -inti, -üntü, -ci, <ı, -umlu, -umsuz gibi biten kelimelerden yeterince yararlanılmaya uğraşılmıştır. Bunların çeşitli örnekleri eserde görülür. Sözgelişi : Buz çözümü, yaprak dö¬kümü, selinti, sürüntü, uzantı, gezici, kalıcı, geçici, uyumlu, uyumsuz v. b. Böylece, sözgelişi : Eski bir terim olan müstemîr karlar veya daimî karlar ve daha sonraki toktağan karlar yerine "kalıcı karlar" terimi sözlükte ana maddb olarak yer tutmuştur ki, bunun karşıtı olarak geşiei karlar kavramı da anlatı- labilmîştir.
Sözlükte, eski terimlerin ve artık bugün çok kullanılmıyan terimlerin gere¬kenleri uzatma işareti ile gösterilmiştir : İnhidam, girdbad, inş'tâ, irtifa, işbâ, istihâle gibi. Bunların, bugün iyice yerleşmiş Türkçe karşılıkları vardır. Bu türlü eski kelimelerden Türkçe terimlere eserde bağlantılar (atıflar) yapılmış¬tır. Ancak, bunlar arasında az sayıda kelimeler de vardır ki, bunlar bugün, yine kullanılmakta ve yerleşmiş bulunmaktadır. Sözgelişi : Vadi gibi. Bu terim, kimi eserde uzatmalı olarak vâdi şeklinde, kimisinde de uzatmasız olarak vadi tar-zında yazılmaktadır ki, bunlardan ikinoisi bugün daha yaygın görülmektedir.
Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nün esas yapısı da şöylece özetlenebilir :
î — Eserde Türk coğrafya literatürüne geçmiş bulunan terimlerin şekli verilmiş, ilk terimin aslının, doğuşu ve kökü ile terimin gösterdiği kavram be¬lirtilmiş, bu kavrama göre Türkçe karşılığı, gereğimde başka karşılıkları yazıl¬mıştır.
2 —■ Türkçede kullanılan türlü coğrafya terimleri arasında yaygın olan başlıcaları ana madde olarak gösterilmiş, burada terimin tanımı (tirifi) yapıl¬mış, gereken yerlerde açıklanmış, terimin hemen yanında ve parantez içinde

Almanca, Fransızca, İngilizce karşılıkları ile eski terimler ve daha az kullanılan başka terimler verilmiştir.
3 — Türkçe terimlerin değerini ve kavramları anlatmadaki isabet dere¬celerini daha iyi belirtebilmek düşüncesiyle üç Batı dilindeki karşılıklariyle (bunlar kısaltılmış olarak her terimin yanında AL, Fr., foıg. olarak gösteril'mıiş- tir. Burada ya bu üç dilin kendi içinden yapılmış, ya da bu dillere başka kökler¬den geçmiş, fakat kullanılmakta bulunmuş terimler belirtilmek istenmiştir), bunları ortaya koymak ve kıyaslamalara imkân vermek faydalı görülmüştür. Şurasını da hemen belirtmek yerinde olur ki, kimi halete, bu dillerde bir kavra¬mın belirtilme tarzı birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Üç düden ve¬rilmeye çalışılmış bulunan bu karşılıklar, sözlükten faydalanacaklar için gerekli olabileceği gibi, Türkçerah, bilim terimlerine geniş ölçüde yer verebilmesinin anlaşılmış bulunmasına, mukayeseler yoluyla imkân sağiiyacaktır.
4 — Türkçe ana terim maddelerinin kimisinde tanım verildikten sonra, açıklamalar yapılırken, daha birçok terimlere de bu arada yer verilmiş, bunların gerektiği şekilde üç dildeki karşılıkları da hemen yanlarında gösterilmiştir. Coğrafya Terimleri Sözlüğünün geniş iradeks'inde bunlar ayrıca verilmiştir. Deprem, kırılma, kıvrılma, kürtün, yara yeri terimleri bunların birer örneğidir.
5 — Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nde öyle kelimeler de yer tutmuştur k;i, bunlar birçok bilimlerin de alanları içinde geçmektedir. Sözgelişi : Boz, su, tuz gibi. Bu türlü kelimeler coğrafya sözlüğüne alınırken, âdeta birer kök-terim gibi gözönüne alınmış, bu türlü kelimelerden türetilmiş terimlerle bunlar arasında¬ki ilginin belirtilmesinde fayda görülmüştür. Sözgelişi : Boz kelimesiyle ilgili olarak buz bağlama, buz bulutu, buz çatlatması, buz çözümü, buz doğumu, buz eriten yel, buz ini, buz keseği, buz örtüsü, buz tutma, buz yığılması, buzcuk, buz dağı, buzkar, buzkıran, buzla, buzlu kırcı, buzul v. b, gibi.
6 —- Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nde birkaç çizelge'nin bulundurulması da ilgili terimleri toplayıcı olmaları bakımından yararlı görülmüştür : Beaufort rüzgâr ıskalası, Deprem ıskalası, eş- ve ise- ile Ügil'i terimler çizelgesi, jeoloji çağlan çizelgesi, taş çizelgesi gibi. Bu çizelgeler, çok sayıdaki türlü terimler üze¬rine kıyaslamalı ve toplu düşünceler verebileceği gibi, kimisi sözlükte madde olarak yer tutmuş bulunan terimlerle sözlüğe alınmamış ilgili terim ve kelime¬lerin birlikte belirtilebilecekleri de düşünülmüştür.
Bütün bunlarla birlikte diyebiliriz ki, bilimler durmadan gelişiyor, yenilik¬ler ve bunlarla birlikte yeni yemi terimler ortaya çıkıyor. Bu gelişmelere uyar şekilde bu türlü terim sözlüklerinde die değişmeler, gelişmeler olabilecektir. An¬cak, bugünkü1 durumiyle, eksikleri bulunsa da, Coğrafya Terimleri Sözlüğü'nün bir ihtiyacı karşılıyacağı düşünülebilir.

-A-
Âb-ı şûr. Farsçada ab = su, şûr = tuz¬luca, çor, çorak kelimelerinden ya¬pılmış eski bir terimdir ki, yarı tuz¬lu yari tatlı sular İçin kullanılmıştır. Bir ara dilimize Fransızcadan geç¬me somatr (Saumâtre) şeklinde bir terim girmiş ise de, bugün bu keli¬melerin yerine tuzlumsu su (b. bk.) terimi kullanılmaktadır.
Âbide (bk. Anıt).
Abisal Bölge (Al. Abyssische Region, Fr. Râgion abyssale, İng. Abyssai region). Yunanca abyssos = dipsiz kelimesinden yapılmış bulunan bu terim, denizlerin 3000 - 6000 metre arasındaki derinliklerine verilmiş olan addır. Kimi araştırıcılar (E. Haug gibi) 1000 m. den daha derîn oian yerler için bu terimi kullan¬mıştır. Abisai bölgeler, deniz hayvan¬larının coğrafî dağılışı, yaşadıkları yerin doğal şartları (tuzluluk, ba¬sınç, sicakiık, ışık durumu...) bakı¬mından özel bîr durum gösteren yer¬lerdir. (bk. Bathyal, Neritique). Önceleri mıntaka-i ka'r-ı nâyâb şek¬linde karşılanmış bulunan bu terim - İçin şimdi deri n deniz b ö i g e s i (b. bk.) denilmekte¬dir.
Abbsyon. Bu terim lâtince ablatîo = alıp götürülme sözünden alınmadır, (bk. Yüzden erime).
Âfolatlesı (bk, Yüzden.erime).
Ahrasİon. Lâtince abradere = kesmek, biçmek sözünden alınmadır. Bu te¬rim, birçok Bats ülkelerinde deniz aşındırması (b. bk.) karşılığı olarak kullanılır. Anglo-Sakson kaynakla¬rında ise, daha çok, gensi ©İarak aşınmayı karşılayacak şekilde geçer, (bk. Dalga aşındırması).
Abrazyon (bk. Dalga aşındırması).
Absorpsiyon. Lâtince absorbare = so- ğurmak, massetmek, bel'etmek kö¬künden alınma bir terimdir, (bk. So-ğurma).
Acun (Al. Weltall, Fr. Univers, İng. Universe, eski terim : Kâinat). Yıl¬dızları, güneşleri, her türlü gök olay- larile bir bütün olarak düşünülen varlık.
Açık hava (Al. Heiter, Fr. Claire, İng. Clear). Bulutsuz ya da hemen hemen bulutsuz, görüş uzaklığı iyi zaman¬lar için kullanılan bir terim.
Açıklama (Al. Erkiarung, Fr. Explica- tion, İng, Explanation, eski terim : îzah). Bir olayı, ilgili bilimin kural¬larına dayanarak ortaya koyma, çöz¬me işi. Sözgelişi, bir yerdeki sıra sıra kum tepelerinin oluş sebeplerini or¬taya koymak bîr açıklamadır. Bunun gibi, bir bölgeye bir yönden esen ya¬lın soğuk, bir başka yönden esen ye¬lin sıcak oluşunun sebeplerini, olu¬şunu belirtmek bu olay için bîr açık¬lamadır. Coğrafyada her yönden açık¬lama yapmak gerekir (bk. Açıkla¬mak, açıklanabilir). Coğrafyada açıklamayı sağlamak, ko¬laylaştırmak için iyi yapılmış göz* (emler (b, bk.}. ile bunların iş¬lenmesinden kazanılmış İs- e t i m • i • r (b. bk.) çok gereklidir. Gözlem (müşahede) ve betim (tas¬vir) iyi yapılmışsa, bir coğrafya ola¬yını açıklama işi de o derece sağlam ve iyi yapılmış olur. (bk. Coğrafya).
Açsklamak (Al. Erklâren, Fr. Expliquer, İng, To Explain, eski terim : îzah et¬mek.) Bir oiay! belirtmek, çözmek, (bk. Açıklama).

Açıklanabilir (Al. Erklarlich, Fr. Exp!i- catif, İng. Explicable, eski terim : Kaabil-i îzah). Açıklanması mümkün olan olaylar için kullanılan kelime. Bunun için açıklanabilir olaylara kar¬şılık, açıklanamıyan olaylardan söz edilir, (bk. Açıklama).
Açınsama (ExpIoration, eski terim : İs¬tikşaf). Bir yerin özelliklerini belirt¬mek için orada araştırrpa, inceleme yapma. Bunun masdari a ç ı n s a¬ma kt ı r.
Açma (Al. Ausroden, Fr. Deboisernent, İng. Deforestation). Tarİ3 kazanmak için ormanı aralama, yoketme işi. (bk. Orman açma, bellendirme, or¬manı yoketme).
Açmacılık (Al. Rodung, Fr. Essartage, Dsracinnement, İng. Clearing). Or¬manı açma ve aralama yolile tarla, yerleşme yeri elde etme işi. (bk. Aç¬ma).
Ada (Al. tnsei, Fr. île, İng. Island, eski terim : Cezire). Deniz ya da göl sula- rile çevrili küçük kara parçası. Bun¬lar, büyüklük bakımından karadan (b. bk.) ayrıdır. Adaların küçüğüne adacık (b. bk.) denir. Daha küçük olan ve sadece kayalardan başkş bir şey olmıyanlarına kayalık, sığlık (b. bk.) gibi adlar verilir. Adaların bir yerde toplu olmalarına takımada (b. bk.), sıra sıra bulunmalarına adalar dizisi adı verilir.
Adalarm çoğu büyük kara parçaları¬nın hemen yanında, ya da yakınında¬dır. Bu adalarla kara arasında az de¬rin deniz uzanır. Böyle adalara "ka¬ra yakını adalar" denir. Bunlar tür¬lü çöküntülerle karadan ayrılmış yer¬lerdir. Bir de okyanuslar ortasına serpili, karalardan çok uzaklarda adalar vardır. Bunlara "okyanus ada¬ları" denir. Bu adaların çoğu ya mer¬can adaları, ya da yanardağların do¬ğurduğu kara parçacıklarıdır, (bk. Atol).
Adacık (Al. Inselchen, Eiland, Fr. Ilot,
İng. İslet). Adanın küçüğü, (bk. Ada).
Adalar yayı (AL Girlande, Fr. Guirlande, İng. Island arcs). Karaların kimisi¬nin önünde sıra sıra yaylar biçimin¬de uzanan ve kara gövdesinin öncüle¬ri gibi olan ada dizileri. Büyük Okya¬nusun Asya kıyılarında kıvrım dağ¬ları (b. bk.) yaylar (b. bk.) biçimin¬de büklümler yapmış, böylece takım¬adalar (b. bk.) yayları (eski bîr söy¬lenişle girlandları) meydana getir¬mişlerdir.
Bu adalar yayiarile asıl kara gövdesi arasında birçok kenar denizleri (b. bk.) sıralanmıştır, (bk. Girland, Ke¬nar denizi).
Adalar yaylarının önünde çok derin deniz hendekleri uzanır.
Adaptstion (bk. Yerine uyma, Uyma).
Adatepe (Al. Inselberg). Çevresindeki düzce yerler ortasında yükselen tepe< ler. Adatepe, sıcak kuşakta, dönen, çeler kuşağında meydana gelir. Adatepeler, dik yamaçlı, düzce kaya¬lık tepelerdir. Yerine göre üstleri taş kırıntılarile örtülüdür, içlerinde bir dağı andıracak büyüklükte olanları vardır. Bu tepeler, çevrelerindeki ge¬niş düzlüklere doğru belirgin bir etekle inerler.
Adatepeler, eski dağlık, yaylalık yer¬lerin aşınmasından artakalmış çıkın¬tılardır ki, bir çeşit kalıktepe (b. bk.) durumundadırlar.
Adatepe yöresi (Al. Inselbergland- schaft). Adatepelerin (bk. bk.) yanya- na, çok sayıda bulundukları yer.
Adese (bk. Mercek).
Adım (Al. Schritt, Fr. Pas, İng. Step, eski kelime : Hatve). Uzunluğu 70 . 80 santimetre sayılan bir uzunluk bi-rimi. Buna göre, ortalama 1250 adım, bir kilometre tutar. Coğrafya araştırmalarında, gezilerinde, yerine göre, bu ölçüden faydalanılır. Eski Roma ordularında, ele geçirilen ülke¬lerde ordunun geçtiği yolu adımlama
Adimsayar — Ağaç sınırı
3
işterile görevli kimseler bulunurdu, (bk. Adimsayar).
Adimsayar (Al. Schrittzâhler, Fr. Podometre, İng. Pedometer). Bir yandan yürürken ve çevrede gözlem¬lerde (b. bk.) bulunulurken bir yan¬dan da gerçeğe yakınca değerler vere¬cek şekilde geçilen yerin uzunluğunu veren araç. Adımsayar'ın bir başka adı da podometre (b. bk.) dir. Bu araç, cep saatine benzer. Yürümeye başlarken saatin konulduğu cebe yer¬leştirilir. Her adım attıkça yelek ce¬bindeki, ya da kemer__ cebindeki bu saatin iğnesi yürür. Ölçülmesi iste¬nen yer bitince atılan adımları veren sayı, metreye çevrilir. Çoğu zarnari 100 adım, 60 metre sayıiır. (bk. Adım).
Adsorpsiyon (bk. Soğrumsama).
Adyabatik değişme (A!. Adiabatisch, Fr. Adiabatiaue, ing. Adiabatic). Ha- j va :1e dışarısı arasında ısı alıp ver- j me olmadan beliren ısınma, ya da soğuma. Bir gaz birdenbire sıkıştın- "sa, ya da genişletilirse, çevresile ısı alış verişine vakit kalmadan ısı¬nır, ya da soğur. Böylece adyabatik değişme olmuş bulunur. Bu gaz, sıkı¬şırken ısınır, genişlerken soğur. Bu kelime Yunanca adıabatos yani içe- risine sokulunamaz kelimesinden alınmış, bütün ülkelerde yayılmıştır. Bu olayın kimi rüzgârların oluşunda önemli yeri vardır, (bk. Fön, Buz eriten yel).
Aeroioji (Al. Aerologie, Fr. Aerologie, İng. Aerology). Hava araştırmaları bilimi. 1890 dan beri serbest ve yük¬sek hava katlarının araştırılması da¬ha da hızlanmış, hava ulaştırması¬nın, uçak gidiş - gelişlerinin artması bu bilimin önemini arttırmıştır, (bk. Meteoroloji, Klimatoloji, Hava).
Afe! Yunanca Apo = den» Helio = gü¬neş kelimelerinden yapılmış bir te¬rimdir. Türkçe karşılığı Günöte (b. bk). dir.
Âfiörman (Fransızca affluerement = bir hizaya getirme, tesviye) (bk. Yar¬ma). Bu terim yerine sonraları mostra (b. bk.) kelimesi yayılmıştır.
Agronomi (AL Ackerbsuiehre, Fr. Agronomie» İng. Agronomy). Çiftçi¬likle ilgili bilgilerin toplandığı bilim, (bk. Tarım bilgisi).
Âğ sikliği (Al. Maschendichte, Fr. Densite da reseau de mailies, İng. Mesh). Bir akarsuyun yağış alanı¬nın sularının bütün uzunluğunun, bu alanın yüzeyine olan oranı Akarsuların toplama bölgesi (b, bk.) içindeki sular, ayrı şekilde birer uza¬nış, sıklık, birbirlerile olan durum ayrılığı gösterirler kî, bundan ağ sık¬lığı, ya da akarsu sıklığı kavramı doğmuştur, (bk. Yağış alanı).
Ağaç (Al. Baum, Fr. Arbre, İng. Tree. eski kelime : Şecer). Odunlaşmış bir gövdesi, yapraklardan, ya da yaprak¬lı dallardan bir üstü (tâcı) olan bit¬ki. Bir bitkiye ağaç olma özelliğini en başta gövdesi verir : Gövde, kimi ağaçta, ağacın tepesinedek uzanır (kozalaklı ağaçlarda olduğu gibi), ya da yapraklı ağaç tepesinin başladığı yere kadar uzar, buradan başlıyarak gövdenin uzamasını, dikine büyüyen bir dai sağlar.
Ağacın büyümesi, her yıl çemberler biçiminde yeni dokuların eklenmesi ile olur. Bu çemberleri sayarak ağa¬cın yaşı buiu.nur.
Ağaçlar, yapraklarının biçimlerine göre iğneli ağaçlar, yapraklı ağaçlar diye ikiye ayrılır. Yapraklarının can¬lılık süresine göre de "yaprak dö¬ken" (bk. Yapt'ak dökümü), "yeşil kalan" (b. bk.) ağaçlar olarak ayırd- ediÜr.
Ağaçların içinde 50- 100 metre bo¬yunda ve 8-10 metre çapında olan¬ları vardır, (bk. Orman, Çalılık,
Bük).
Â#a$ sınırı (AL Baumgrenze, Fr. Limite dss arbre, İng. Tirnber üne). Ağaç topluluğu meydana gelen yerlerin -de
COĞRAFYA TERİMLER SÖZLÜĞÜ — F.2
ötesinde, ağacın, kendiliğinden yeti¬şebildiği yerin bitimi. Ağaç sınırı, ya kutuplara doğru olur, ya da yüksek dağların doruk boyuna yaklaştıkça belirir. Kutuplara yaklaştıkça ağaç yetişmesi sona erer. Dağlarda sık, ya da sıkça ormanın daha yukarısında 200 - 300 metre daha yukarılarda tek tek ağaçlar bulunur. Fakat bunun ötesinde artık ağaç görülmez. Yük¬sek dağların doruklarına yakın yerlerinde ağaç yetişmez.
Ağaç yaprağı (Al. Laub, Fr. Feuille, İng. Foliage, eski kelime : Varak-j şecer). Geniş yapraklı ağaçların, çalıların yaprağı. Bunlar elverişsiz mevsimde (kışın) dökülmüş bulunurlar. Geniş ağaç yaprağı, iğne yapraktan ayrıdır, (bk. İğne yapraklı ağaç, Geniş yap¬raklı ağaç, Yaprak, Yaprak dökümü, Yapraklı ağaçlar).
Ağaçlı bozkır (Al. Baumsteppe, Fr. Savane, İng. Savana, Tropical grass- land). Sıcak bölgelerde, yüksekçe boylu geniş otluklar arasında tek tek, ya da öbek öbek serpili ağaçlar¬dan meydana gelmiş bîr çeşit bitki j örtüsü. Buralardaki ağaçlar, boyluca, yaygın dallıdır. Afrika ile Güney Amerika'da bu türlü ağaçlı bozkırlar geniş yer tutar. Bunlara savan (b. bk.) adı verilir. Güney Amerika'nın savanlarına yani ağaçlı bozkırlarına Lianos, Campos gibi adlar verilmiş¬tir. Nemliliğin artmasile ağaçlı boz¬kırlar, ormanlı bozkır durumuna ge¬çer. Kuraklığın, artmasile de ağaçlı bozkırlar, bozkır (b. bk.) kılığına bürünür, (bk. Bitki topluluğu, Bitki örtüsü).
Ağaçlık (Al. Gehöize, Hoizgewach&e, Fr. Bois, İng. Wood, eski keli¬me : Meşcere). Toprak üstündeki bölümlerinde odunlaşma olmuş bu¬lunan bitkilerin topluluğu. Yaprakh ağaçlar, iğne yapraklı ağaçlar, çalı¬lar, odunlu bölümleri bulunan sar¬maşıklar böyle bir ağaç topluluğu 1
yaparlar ki, burası ağaç: < ac - a r. (bk. Ağaç, Çalı, Orman, Bük, Koru).
Ağaçlandırma (Al. Aufforstung, zr. Reboisement, İng. Afforesta:ion, Reforstation, eski terim: Gars-ı eşcâr, Teşcîr). 1 — Ağaç yetişmemiş yerler¬de ağaç yetiştirmeye çalışmak. Bun¬da sadece ağacın gelir getirme ba¬kımından değil, daha çok, iyi havalı yerler meydana getirmek, selli yağ¬murlarla toprağın yamaçlardan sü- pürülmesini önlemek, dağlarda çığ (b. bk.) yuvarlanmalarına, deniz kıyılarında her yerin savrulan kum¬larla örtülmesine karşı koymak için gerekli yerlerde dikme dikilir, ağaç yetiştirilir.
2 — Ormanları kesilmiş, yok edil¬miş, ya da seyrekleştirilmiş bölge¬lerde ağaç yetişmesine yardım et¬mek. (bk. Ağaç, Çalı, Çalılık, Or¬man).
Ağaçlandırmak. (Al. Aufforsten, Fr. Reboiser, İng. Afforest, eski kelime: Garsetmek). Ağaçsız yerlerde ağaç, ağaççık, çalı yetiştirmek, (bk. Ağaçlandırma).
Ağaçsıl (Al. Holzig, Fr. Ligneux, arbus- tive, İng. woody, eski terim : Haşe- bî). Ağaçla ilgili, ağaç soyundan, (bk. Odunsu).
Ağıl (AL Hürde, Fr. Pare, İng. Sheep barn). Davarların barındırıldığı, üs¬tü açık, çitle çevrili yer. Bu yer taş, çalı, diken, ya da ağaçla çevrili olur. Kimi yerde de taş veya kerpiç du¬varla çevrili, tavan olarak 2-3 metre genişliğinde çepçevre, tente biçimin¬de, üstleri toprakla örtülü saz, ka¬mış, ağaç dallarından yapılmış bir örtüsü vardır; ortası açıktır. Ağıl kelimesi çok yaygın olmakla bera¬ber, bunun sğayıl (Dede Korkutta), ilgi (at sürüleri için), kaytaban (de¬ve sürüleri için) kelimeleri de kulla¬nılmıştır. Ayrıca Ağai, ağıla, arkaç, barı, tol kelimeleri de, yerine göre, ağılı karşılar.
4
Ağaç yaprağı — Ağıl




Ağıiı bitkiler — Akanyıldız
5
Geçim kaynağı davar, sığır ye¬tiştirmeye dayanan bölgelerde eski ağıliar, zamanla biçim, görünüş de-ğişikliği geçirmiş, gelişmeler olmuş, bunlar birer köy durumuna gelmiş¬tir. Böyle köylerin adı da bu eski ağılla ilgili olarak kalmıştır : Ağca- ağıl, Taşağıl, Çukurağıl, Başağıl gibi. (bk. Oba, Mandıra, Çiftlik)'.
Ağılı bitkiler (Al. Giftpflanzen, Fr. Plan- tes venenueuses, İng. Poisonous plant, eski kelime : Semmî nebâtat, Zehirli nebâtat). İçindeki maddelerin az bir parçası ile insanı, hayvanı ağı¬lamaya yeten bitkiler. Bu türlü ağı¬lar, kimi hastalıkları iyiletmeye yarı¬yorsa, bunlara sağlık bitkileri denir, (bk. Bitki).
Ağırküre (Al. Barysphâre, Fr. Bary- sphere, İng. Barysphere, Bathysphere, eski terim : Kürei sakîle). Yer'in çok derinliklerindeki ağır bölüme veri¬len ad. (bk. Yerkabuğu, Litosfer, Yerin içi, Yer yuvarlağı).
Ağız (Al. Mündung, Flussmündung, Fr. Embouchure, İng. Mouth, eski terim: Munsab). Bir akarsuyun, bir başka akarsuya, bir göle, bir denize döküldüğü yer. Böyle bir yer için ırmak ağzı, dere ağzı da denir. Ir-mağın ağzı, derenin ağzı şeklinde de kullanıldığı olur.
Denize dökülen ırmaklar, kıyı- boyunda büyük, ya da küçük bir girinti ile sona ererler. Bu girintinin biçimi, genişliği, derinliği denizle akarsuyun birlikte yaptıkları etkiye bağlıdır. Akarsu, denk eğrisine (b. bk.) ulaştığı zaman ağzının eğimi çok azalır, suyun akış hızı kesilir. Bu¬nun sonucu olarak, suyun içindeki parçacıklar dibe çöker, orada yığıl¬malar olur. Eğer denizde gelgit (b. bk.) güçlüce ise, kıyılarda akıntılar varsa, bu yığıntılar biriktikçe süpürü- lür, ağız yıkanır. Böyle ağızlar huni biçimi alır ki, bunlara haliç (b. bk.) denir. Denizde süpürücü olaylar yok¬sa, ya da az ise, akarsuyun getirdiği
parçacıklar ağızda yığılır. Zamanla ağız dolar, yerini değiştirir. Ağızın önünde topuk (b. bk.) belirir, da¬ha ileri bir gelişmede delta (b. bk.) meydana gelir.
Irmağın ağzında kurulmuş bu¬lunan limanlara ağız limanı denir, (bk. Akarsu).
Ahcar-ı dâlle. Arapça hacer = taş, ah- car = taşlar, dâlelet = doğru yol¬dan sapma, dâlle = sapmış kelimele¬rinden faydalanılarak yapılmış eski bir terimdir, (bk. Sapkıntaş).
Ahır (Al. Stali, Fr. Etable, İng. Stable). Büyükbaş evcil hayvanların barındı¬rıldıkları, bakıldıkları yapı. At ahırı, sığır ahırı gibi. Koyunlarınkine ağıl (b. bk.) adı verilir.
Akaçlama (Al. Entwasserung, Fr. Drai- nage, İng. Drainage, eski terim : Tef- cir). Toprakta, ekilen bitkilerin ye¬tişmesine yaramıyan, ya da zararlı olan fazla suların, yeraltındaki av¬gınlarla (b. bk.), akaçlarla, ya da yerüstünde açılmış suyolları ve ark¬larla bâşka yere akıtılması işi. Akaç¬lama yoliyle bataklıklar kurutulur, çok ıslak çayırların suları azaltılır.
Yeraltında yapılmış olan avgın biçimindeki akaçlar yani fazla suları akıtma yolları türlü adlarda anılır : Toprak akaç, tuğlalı akaç, künklü akaç, taşlı akaç, oluklu akaç gibi.
Akaçlama teknesi (Al. Entwâsserungs- becken, Fr. Bassin de drainage, İng. Basin of drainage, eski terim : Tefcir havzası)- Akaçlama, kurutma yoliyle fazla suları başka yere akıtılan yer. (bk. Akaçlama).
Akanyıldız (Al. Meteorite, Meteorstein, Fr. Meteorite, Bolide, İng. Meteorite, eski terim : Hacer-i semâvî). Yeryü¬züne düşmüş olan göktaşı. Bunlar yere düşünce orada çukurlar açabi¬lirler.
Bulutsuz, açık bir gecede gök¬yüzüne bakılırsa, sanki bir yıldızın yerinden kopup düşmesi gibi, parıl¬
tılı yol çizerek bir cismin aktığı, sonra da hemen gözden kaybolduğu görülür. İşte bunlara akanyıldız de-nir. Bunlar kimi geceler birbiri ar¬dınca olur. Bu olaya yıldız akması denir. Yıldız akması olayı güneşin çekme gücü altında belirli yörünge¬ler üzerinde yürüyen ve göktaşı (b. bk.) ya da meteor( b, bk.) adı veri-len cisimlerin, yer yuvarlağının ha- vaküresine girmesiyle belirir.
Yer yuvarlağı, güneş etrafında dönerken, böyle bir göktaşı, sürüsü¬nün yörüngesinden geçerse, onun çekme gücünün etkisi altında kalan göktaşları (meteorlar), büyük hızla (saniyede 12-70 km) Yer yuvarlağının havaküresine girerler. Havaküre için¬de sürtünme yüzünden bunların sı¬caklığı 2000 dereceye yaklaşır. Böy¬lece bir bölümü, ya da hepsi gaz durumuna gelir, yanmaya başlar. Bu yüzden göktaşları ancak atmosfere girdikleri zaman akanyıldız olarak görünürler. Kendileri ışıksızdır.
Akanyıldızlar içinde tonlarca ağırlıkta olanları, bunların düştükle¬ri yeri açtıkları çok görülen olaylar-dandır. (bk. Göktaşı).
Akarsu (Al. Fliessendes Wasser, Fr. Eau Courante, İng. Running water, eski terim : Mai cârî, çoğulu Miyah-ı câ¬riye). Yağışlarla yeryüzüne düşen, kaynaklardan çıkıp belirli bir yatak¬ta akan, sonra denize, göle dökülen sular. Bunların küçüklerine dere, öz, çay, su, büyüklerine ırmak denir. Kıyılardaki akarsular, kısa yoldan denize ulaşırlar. Kurak bölgelerdeki akarsular, buharlaşmalarla sızmalar yüzünden sularından çok kaybeder, çoğunca kumlar arasında yok olur, ya da ancak bir uc gölü (b. bk.) nü besliyebilirler.
Akarsuların akımı (b. bk.), yağışla¬ra, kar örtüleriyle buzulların erime¬sine, sızmaya, buharlaşmaya göre de-ğişir. Akarsuyun yatağında suların çok bulunması durumuna akarsuyun
kabarık durumu, ya da sadece kaba¬rık denir. Akarsuyun yatağındaki su¬ların çok azalmış durumuna akarsu¬yun çekik durumu, ya da sadece çekik denir.
Akarsular, vadilerin içinde yatak de¬nilen yerde akarlar. Akarsuyun yata¬ğının iki yanına akarsuyun kıyısı adı verilir. Bir akarsuyun bütün kolları¬nı uzatıp sularını topladığı bölgeye toplama alanı veya yağış âlânı denir. Akarsuların yaşama üzerine büyük etkisi vardır. Kurak bölgelerde akar¬sulardan sulama (b. bk) işlerinde faydalanılır. Bol sulu, düzgün akış!ı
akarsular, gidiş gelişe elverişli doğal yollardandır. Yüksek bir yerden dü¬şen suların gücünden faydalanılır, bunlardan elektrik elde edilir ki, bu¬na beyaz kömür adı verilmiştir. Köy, kent, şehir gibi yerleşme yerlerinin kuruluş ve gelişmesinde akarsuların önemli yeri vardır, (bk. Subölümü).
Akarsu açılımı (Al. Stromentvvicklung, Laufentwick!ung, Fr. Developpement du cours d'une riviere, ing. Stream development). Akarsuyun asıl uzun¬luğunun, bu suyun kaynağı ile ağzı arasındaki doğru uzunluğa oranı.
Akarsu ağı (Al. Flusssysteme, Fr. Re- seaux fluviaux, İng. River Systems, es¬ki terim : Şebeke-i miyahiye). Bir ır¬mak ve kollariyle bunlara karışan çok sayıdaki dere ve dereciklerin birleşmesinden doğmuş akan su yol¬ları ağı. Bir çok bölgelerde ve hele- bol yağışlı yerlerde akarsular öyle sık bir duruş, öyle bir diziliş ve uza¬nış gösterirler ki, ana çizgileriyle bunlar birbirine bağlı bir akarsu ağı olarak belirirler. Bütün bu akar-suların kaynak yerleri yakınında dere¬ler, derecikler uzanır. Bunlardan her biri de daha köke doğru bir başlangıç yerine ulaşır ki, buraya t o p I a k (b.bk.) denir. Burası sanki ırmağın kökünün ucudur.
Toplaklarda birleşen su damarları, bir dereceğî, ya da dereyi doğurur,
Akarsu ağı
6 Akarsu
Akarsu aşındırması — Akarsu İşlemesi
7
Bunların birleşmesinden de çaylar, ırmaklar, büyük ırmaklar doğar. Böylece bu akarsular ana çizgileriy¬le ağıza (b. bk) doğru eğimli bir çukur içinde birleşmiş olurlar. Yer kabartılarının (dağların), yer çu¬kurluklarının (ovaların) uzanışı ve kapma (b. bk.) olayı, yarma vadile¬rin (b. bk.) doğuşu ile ilgili olarak türiü türlü akarsu ağları doğmuştur. Yıldız biçimli uzanış, yaprak damarı biçiminde sıralanış, ıskara şeklinde diziliş bunların baslıcalarıdır.
Akarsu aşındırması (Ai. Flusserosion, Fr. Erosion fluviale, İng. Erosion of running water, eski terim : Akarsu itikâli). Akarsuyun geçtiği yatağın yanlarını kemirmesi, dibini de sürük¬lediği parçalan sürterek yıpratması olayı.
Eğimli bir yatak içinde bulunan su, yerçekiminin etkisiyle, yatağın eği¬mine uyarak aşağı doğru akar. Bu akış, su tutarı ile hız karesi çarpımı¬nı. v2
nın yarısına esit olan ve ile
2
gösterilen (m = su tutarı, v = hız) hareket gücünü (kinetik gücü) doğu¬rur. Akarsuyun oyma - sürükleme gü¬cü, bu akış gücüne bağlıdır. Akarsu¬yun hızı ise V — V2gh olduğuna gö¬re (h = yükseklik farkı, g = ivme) bu değer yukarıdaki formülde yerine konursa kinetik enerjiyi belirten m.h.g çıkar. Bu sonuncu formülün anlamı şudur : Bir akarsuyun gücü, su tutarına ve eğime bağlıdır. Böyle¬ce, ırmağın suyu ne kadar bol, yatak eğimi ne kadar çok olursa, o ırmağın aşındırması da o derece çok olur. (bk. Aşınma).
Akarsu bilgisi (Al. Flusskunde, Pota- mologie, Fr. Potamologie, eski terim: Mebhas-ı enhâr). Akarsuların araş¬tırılması, incelenmesi, özelliklerinin ortaya konulması yollarını gösteren bilim. (bk. Akarsu, Sular bilimi, Po- tamoioji).
Akarsu birikinti ovası (Al. Fluviatile Aufschüttungsebene, Fr. Plaine allu- viale, İng. Fluvial plain, eski terim :' Teraküm ovası). Akarsuların sürük¬leyip getirdiği kil, kum, çakıl gibi taş parçacıklarının yığılmasından doğ¬muş ova. Bunlar verimli ve çoğunca geniş düzlüklerdir.
Akarsu-Buzul (şekilleri) (Al. Fluviogla- zial, Fr. Fluvio-glaciale, ing. Fluvio glacial). Buzulların erimesinden doğ-muş, buzun altında, önünde akmış bulunan suların biriktirme işi ve bunlarla ilgili şekiller. Sözgelişi, sa.n- der, çakıl yığıntıları, oser'lerin yapı¬sı gibi. (bk. Akarsu işlemesi, Akarsu, Buzul). ' .
; Akarsu işlemesi (Al. Fluviatile Erosion, Fr. Erosion normale, İng. Fluvial erosion, eski terim : Normal itikâl). Bir yatak içinde akan suyun akışı sı¬rasında geçtiği yeri oyması, aşındır¬ması olayı. Akarsuyun akışı, taşıdığı su tutarı ile hız karesi çarpımının yarısına eşit olan hareket gücünü do¬ğurmuştur. (b. Akarsu aşındırması). Akarsuyun işleme gücü bu hareket gücüne bağlıdır. Bir akarsuyun gücü, taşıdığı suyun tutarına ve yatağının eğimine göre değişir. Akarsuyun taşı¬dığı su ne kadar çok olursa, o akar¬suyun aşındırması da o derece artar.
Akarsuyun işlemesinin ilk belirtisi, yatağına olan sürtünmeyi yenmesi, bundan sonra taş parçacıklarını ileri itmesidir. (bk. Akış hızı). Böylece çamur (bk.) ve su içinde yüzen, ırmakta bulanıklık (b. bk.) de¬nilen olayı doğuran ufak katı madde¬lerin taşınması işi geniş yer tutar. Akarsu bir yandan çarparak, bir yan¬dan da sürüklediği taş parçalarını yatağına, kıyılarına sürterek geçtiği yeri kemirir, oyar, törpüler. Akarsu, taş parçalarının geniş ola« yüzlerine çarparak iter, uzun eksenleri boyun¬ca zaman zaman bunları yuvarlayıp öteki yüzlerini çevirir, durup durup itmelerle taş parçalarını ileri doğru
sürerken, bu parçalar gittikçe daha yuvarlak bir biçim alır ve küçülür. Akarsular çakılları, kumları böyle iş¬ler. (bk. Sürüntü).
Akarsu bölgelerinde akarsuların iş¬lemesi, vadilerin gelişmesi o derece alışılmış bir olaydır ki, bu yüzden buna olağan aşınma (normal ero¬sion) bile denilmiştir, (bk. Akarsu, Irmak, Aşınma).
Akarsu kıyısı (Al. Ufer, Fr. Rive, İng. Bank, eski terim : Nehir sahili). Bir akarsuyun gerek kabarık zamanında, gerekse dar yatağına çekilmiş bulun¬duğu sıralardaki kıyısı. Irmak kıyıla¬rı çok yerde içbükey, dışbükey biçim¬ler gösterir. Düzce olarak uzandıkla¬rı yerler de yok değildir. Irmak, içbü¬key kıyılara yakın yerlerde hızlı akar. Buraları kemirir, hemen karşı kıyıda¬ki dışbükey kıyıya yığar. Bunun için, ırmak sürekli olarak değişir, olduğu yerde durmaz.
Akarsularda suların çekilmesi ve ka¬barması ile ilgili olarak, sırasına gö¬re küçük yatak kıyıları, büyük yatak kıyıları belirir. Gelgit (b. bk.) olay¬larının belirgin olduğu yerlerde ır¬mak ağızlarına yakın kesimlerde ır¬mak kıyısında sık sık durum değişir, (bk. Akarsular).
Akarsu mecrası (bk. Akarsu yatağı).
Akarsu sekisi (Al. Flussterrasse, Fr. Terrasse fluviale, İng. River terrace, eski terim : Nehir taraçası). Akarsu¬ların çoğunun boyunda, her iki ya¬kada görülen basamak biçimli yer şekilleri, (bk. Seki).
Akarsu yatağı (Al. Wasserlauf, Fr. Gours d'eau, İng'. Water course, eski terim : Akarsu mecrası). Bîr akarsuyun ak¬tığı yer. (bk. Mecra).
Akaryakıtlar (Al. Flüssige Brennstoffe, Fr. Combustibles liquides, İng, Liquide fuel, eski terim : Mâyi mah¬rukat). Sıvı olarak kullanılan ve bu yolla ısı sağlanan maddeler. Petrol,
benzin, mazot, gazyağı bunlardandır, (bk. Yakıt).
Akdeniz (Al. Mittelmeer, Fr. Mer Mediterranee, İng. Mediterranean Sea, İtal. Mare Mediterrano, eski te¬rim : Bahr-i Sefid). Güney Avrupa ve Önasya ile Kuzey Afrika arasında bir içdeniz. Yüzölçümü 2.890.000 km2. Akdeniz, Cebelitark boğazı ile Atlas Okyanusuna, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi, İstanbul Boğazı yo- luyle Karadenize bağlıdır. Cebelitark ile Samandağı arasında uzunluğu 3750 km. dir.
Batı dillerinde Akdeniz kelimesi ye¬rine karalar arasındaki deniz, ya da aradeniz anlamına gelen kelimeler kullanılır. Kimi zaman Avrupa Ara¬denizi denildiği de olur ki, bununla yeryüzünün başka aradenizlerinden (b. bk) ayırt edilmek istenir.
Akdeniz bitki örtüsü (Al. Mittelmeer Vegatation, Fr. Vegetation medT- terraneenne, İng. Mediterranean vegetation, eski kelime : Menatık-ı Bahr-ı sefid sütre-i nebatıyesi). Ak¬deniz iklimine uymuş, ılık ve serin geçen kışlara, sıcak ve kurak yazlara dayanıklı bitkilerin toplandığı bir bitki örtüsü. Kışın sert olmayışı bu bölgede kış boyunca yapraklarını dökmeden yeşil kalan bitkilerin üre¬mesini sağlamıştır. Fakat bu bitkile¬rin, yaz boyunca uzun süren kurak dönemin çetin şartlarına da dayanık¬lı olarak yetişmesi gerekmiştir. Bun¬dan ötürü Akdeniz ikliminde yetişen bitkilerin yaprakları kalın, deri gibi sert, keçe gibi tüylüdür. Bu bitkile¬rin çoğunun yaprakları, su harcan¬masını azaltmak için diken kılığına girmiş, ya da pek küçülmüştür. Ak¬deniz bitki örtüsünün başlıca örneği defne, mersin, fıstık, kocayemiş, sü¬pürge çalısı, taş meşesi, bodur ardıç¬tan meydana gelmiş bulunan maki¬lerdir, (bk. Akdeniz iklimi, Maki).
Akdeniz bölgeleri (Al. Mittelmeergebi- ete, Fr. Regions Mediterraneennes,
Akdeniz bölgeleri
8 Akarsu kıyısı —
İng. Mediterranean regions, eski ke¬lime : Menatık-ı Bahr-ı sefid). Akde¬niz ülkelerinin (b. bk.). Akdeniz ik¬liminin (b. bk.) en yaksn etkisi altın¬da kalan bölümleri. Buraları, daha çok, kıyı boyunca uzanır, birkaç yüz metre yüksekliklere kadar iyice bel¬li olur. Buralarda yazlar sıcak ve ku¬rak geçer, kışlar ılık ve yağmurlu¬dur. Bitki örtüsü olarak maki (b. bk.) başlıca yeri tutar.
Akdeniz iklimi (Al. Mittelmeerklima, Fr. Climat Möditerraneen, İng. Mediterranean climate, eski kelime : Bahr-i sefid iklimi). En geniş şekil¬de Akdeniz çevresindeki ülkelerde görülen, yer yer dünyanın başka böl¬gelerinde de (Kalifornia, Orta Şili, Kap, Güneybatı Avustralya) bulunan kışları yağışlı, yazlan kurak bir ik¬lim. Bu iklim tipine Etezyen iklimi de denir. Bunlardan kış yağmurları iklimi, yağışın yıl içindeki dağılışını ve bu iklim örneğinin ana özelliğini göstermesi bakımından önemlidir. Karaların batı yanlarında yer yer uzanan ve özel bir bitki topluluğu da bulunan (bk. Akdeniz bitki örtü¬sü) bu iklim örneği, Kuzey Yarım¬kürede 27 - 37, Güney Yarımkürede 27-40 enlemleri arasındaki kıyı bo¬yunda bulunur. En geniş ve yaygın yeri Akdeniz çevresidir. Akdeniz ikliminde kışlar ılık, ya da serin geçer. Bu mevsimde gezici dön- pü (b. bk.) ler buralardan çok geç¬tiği için yağmurlar yağar. Yazlar çok sıcak geçer. Bu mevsimde hava dur¬gun olur, yağmur yağmaz. Yaz ayla¬rında hava açık, bol güneşli, gök berraktır. Bu mevsimde dereler ku¬rur, ırmaklar çekilir, kıriar boz bir renge bürünür.
Akdeniz ikliminin çeşitleri vardır. Bunlar içinde en belirgin olanları de¬niz etkisi altında bulunan örneklerle deniz etkisinden uzakça olan karasal örneklerdir. Yurdumuzun Ege kıyı bölgesinin iç tarafları bu ikiıici ör¬nekler arasında sayılır.
Akdeniz Ülkeleri (Al. Mittelmeerla'nder, Fr. Pays Mediterraneens, eski ad : Memalik-i Bahr-ı sefid). Akdenizi çevreleyen ülkeler : Türkiye, İtalya, Fransa, İspanya, Yugoslavya, Arna¬vutluk, Yunanistan, Suriye, Lübnan, İsrail, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Fas. Bu ülkeler, önceleri seyrek or¬manlarla kaplı idî. Bu ormanlarda meşeler, çamlar, bu arada sedr çam¬ları, kestane ağaçiarı çok yer tutu¬yordu. Dünyanın çok eski bîr yerleş¬me bölgesi olan Akdeniz ülkelerinde ormanlar yavaş yavaş azalmış, onun yerinde maki (b. bk.) bitki toplulu¬ğu yer tutmuştur, (bk. Akdeniz böl-geleri).
Akkümülasyon. Lâtince accumulare = birikmek, yığılmak anlamına gelen kelimeden alınma bîr terim. (bk. Bi¬rikme, Tortulanma).
Akkümülasyon Teorisi (Al. Akkumula- tionstheorie, Fr. Theorie d'accumula- tion, İng. theory of accumulation, eski kelime : Teraküm nazariyesi). Lâtince accumulare = yığılmak keli¬mesinden alınma olup, elevasyon teo¬risini (b. bk.) ortadan kaldırmış ve yanardağların kendi çıkardıkları par¬çaların yığılmasından doğduğunu or¬taya koymuştur, (bk. Yığılma Teori¬si).
Akian (Al. Abhang, Fr. Versant, İng. Slope, declivity, eski kelime : Mâile, Sath-ı mail). Bir ülkenin denize doğ¬ru genel eğimi, bîr dağın eteğine, bir vadinin tabanına doğru alçalışı. Ak¬lan kelimesi, çoğunca birinci anlamı karşılar, böylece bir ülkenin bir bö¬lümündeki suların toplanıp denize döküldüğü alan gözönüne gelir: Anadolu'nun Karadeniz aklanı, Ege- denizi aklanı gibi. Aklan, yağmur su¬larının indiği doğrultuyu gösteren ana eğimi de anlatır.
Aklfmatasyon (bk. İklime uyma).
Akmak (Al. Strömen, Fr. Couler, İng. to stream, eski kelime : Cereyan et¬mek). Bir akarsuyun akması olayı.
9
Akdeniz iklimi — Akmak
Akmaz (AL Altwasser, Fr. Meandre delalsse, Lac croissant, İng. oxbow lake, eski îerim : Metrûk menderes). Çok düz çukur ovalarda ırmakların menderesler çizerek aktığı yerlerde zamanla menderes halkalarının ko¬pup at nah, yarım ay biçiminde be¬liren çanaklarda birikmiş sular. Bu j sular, ırmağın kabarık bulunduğu, taştığı zamanlarda burada birikir. Bunlar yerine göre birkaç haftadan birkaç aya kadar, kimi yerde daha uzun zaman yay biçimli birer gölcük olarak kalır, bataklık, sazlık yerler durumunda bulunurlar, (bk. Yay- Göl).
Birikmiş suların bulunduğu bu ça¬naklar birer kopmuş menderestir. Akarsuyun, mendereslerini iyice ge¬liştirdiği, suların son derece az eğim¬li bir yatakta salına salma güçlükle akabildiği sıralarda, ırmağın taşkın bir zamanında sular menderes boy¬nundan geçer, burayı yırtar, böylece yeni bir kısa yoldan yoluna devam eder. Eski bölünmüş yer ise, ırma¬ğın yanı başında, fakat yeni su yata¬ğından ayrıksı ve akmaz halde kal¬mış bir durumda bulunur. İşte bu ayrılan eski menderesteki kalık su¬dur. Menderesli büyük ırmakların her iki yanında bu yarım çember bi¬çimli akmazlar sıra sıra uzanır, (bk. Menderes).
Âksülamel (bk. Tepki).
Aksülamd sahası (Al, Reaktionsfeld). (bk. Tepki alanı).
Akşam kırmızılığı (Al. Abendrot, Fr. Coucher . de soleil, İng. Evening g!ow). Akşamlan güneşin batması sırasında o yandaki bulutlarda görü¬len kırmızılık. Akşamın geç saatle¬rinde ve gün doğarken, güneş ışınla¬rı havaküre 'çinde daha uzaktan gel¬dikleri, için, mavi renk dağılmış, sarı ve kırmızı renkleri veren ışınlar ge¬çebilmiş bulunur, (bk. Sabah kırmı¬zılığı).
Akfuaiizm (Al. Aktualismus, Fr. Actua- lisme, İng, Actualism). Yerkabuğu¬nun gelişmesinin, bugünkü olaylarla açıklanabileceğini ileri süren bir jeoloji görüşü. Bu görüş K. A. von Hoff tarafından ortaya atılmış (yüz- yı! kadar önce), Ch. Lyell tarafından geliştirilip yürütülmüştür. Bu görüşe göre, yeryüzünün kabartıları, çukur- lan bugün işleyen ve belirsizce sürüp giclen aşınmalar, taşınmalar, birik¬melerle ağır ağır oluşmuştur, (bk. Kataklizm).
Âkım (Ai. Durchflussmenge, VVasser- führung, Fr. Debit (des rivieres), ing. Fîow). Bir akarsuyun, yatağından geçen su tutarının metre saniye ba¬kımından değeri. Sözgelişi, Akdağ'ın güney yamacı boyunca akan Göksu'- yün en çekik zamanındaki akımı sa¬niyede 4 m3 tür. Bu değer 4 m3/Şn. olarak yazılır. Kabarık zamanında ise bu çayın akımı 5 m3/Sn. yi geçer. Bir akarsuyun akımı çeşitli doğal olaylara bağlıdır :
1) Akım, bölgeye düşen yağış tuta¬rına bağlıdır. 2) Akım, akarsuyun geçtiği toprağın geçirimli, geçirimsiz (b. bk.) oluş derecesine bağlıdır. 3) Akım, akarsuyun beslendiği yer¬lerin dağlarındaki kalıcı kar, buzkar,- buzulların (bunlara bakınız) bulun¬ması ile de ilgilidir. 4) Akım, akar¬suyun büyük kaynaklarla beslenme- siyle de ilgilidir. 5) Akım, akarsuyun geçtiği bölgedeki buharlaşmalara da bağlıdır, (bk. Akarsu, Su ölçmesi).
Akıntı (Al. Strömung, Fr. Courant, İng. Current, eski keiime : Cereyan). Bir cismin akar şekilde yer değiştirmesi. Sözgelişi denizlerde olan deniz akın¬tısı, göllerdeki akıntılar, hava akın¬tısı (bk. Yel, Rüzgâr) gibi. Bu olay¬ları inceliyen bir de akıntı bilgisi vardır.
Akış (Al. Abfluss, Fr-, Ecoulement, İng, Flowing off, Run-off, eski kelime : Cereyan). Yağışlardan gelen suların
göllere, denizlere akışı olayı. Daha
— Akış
10 Akmaz
geniş anlamıyla suların yeryüzündeki hareketi. Yağışlarla yere inen sula¬rın bir bölümü buharlaşır, bir bölü¬mü toprağa, daha derinlere sızar, bir bölümü de yerin yüzünde akar. Bu sonuncular düştükleri yerlerden aşa¬ğılara doğru iner, en az karşı koyan yolu güderek bir denize, bir göle, ya da bir bataklığa ulaşırlar. Akış olayı¬na etki yapan başlıca olaylar, bitki örtüsü, yağışın avlara, mevsimlere dağılışı, havaküreden gelen su tuta¬rı, yağışlar içinde karın payı, buhar-laşmanın yeğinlik derecesi, yeryüzü¬nün eğimi, taşların suyu dibe sızdır¬ma derecesidir.
Akış-aşağı (Al. Stromabwarts, Fr. Ava! (en aval), (vers l'aval), İng. Down- stream). Bîr akarsuyun ağzına (b. bk.) doğru olan yönü. Bunun tersi akış-yukarı (b. bk.) dır.
Âksş fim (AL Flussgeschvvindikeit, Fr. Vitesse cies eaux, İng. Speed of flow, eski terim : Sür'at-i cereyan). Akarsuyun (b. bk.), yerçekimi etki¬siyle, geçtiği yerin inişine uyup, bîr yatak eğimi boyunca aşağı inmesi. Irmağın akışına etki yapan sürtün¬menin çeşitleri vardır : Akarsuyun yatağına sürtünmesi, hava ile sürtün¬mesi, suyun kendi içindeki sürtünme¬ler. Ayrıca, akarsulara bulanıklık ve¬ren ufak taş parçacıklarının taşınma¬sı için harcanan güc de hızı azaltır. Akarsu, bütün bu akış engellerini, yatak eğiminin ve suyunun çokluğu ile yener. Yatağın geniş yerinde sür¬tünme artar, dar yerinde azalır. Akarsuyun yatağı son derece az eğimli ise ırmak sessizce akar, eğim çokça ise yatağını yırtarcasına akar, eğim birdenbire dikleşîyorsa buradan düşercesine akar, çağlıyan yapar.
Bütün bu etkiler yüzünden akarsu¬yun hızı, ırmağın yatağı içinde yer yer ayrı değerler gösterir. Çoğunca görülen şudur : İrmağın akış hızı or¬tadan kıyılara, üstten dibe doğru azalır. Bu olayı belli etmek üzere
eşhız eğrileri (b. bk.) çizilmiştir, (bk. Akarsu, Irmak).
Âkış-yukarı (AL Sîromaufv/arts, Fr, Amon (eri amont), (vers l'amont), İng. Up-stream). Bir akarsuyun kay¬nak yerine doğru olan yönü. Bunun tersi akış-aşağı (b. bk.) dır.
Akiçiı bölge. (AL Abfiussgebiet, (exo- re'ische Entwasserung), Fr. Regîon exoreique, (drainage exoreique), İng. Draînage area, (exoreic- drainage), eski terim : Harice cereyanlı m inta¬ka). Sınırları içinden doğan akarsu¬ların denize ulaşabildiği bölgeler, Akışlı bölgelerde yağışların verdiği su, buharlaşan sudan çoktur. Böyle yerlerde buharlaşan ve sızan sular¬dan arla kalan ve yeryüzünde akan sular, bir yatak boyunca toplanır, akarlar. Bu akarsular, akışlı bölgeler-de önlerine çıkan yer kabartılarını ya dolaşır, ya boğaz biçiminde orayı yarar, ya da birikerek gölleri doğur¬duktan sonra oradaki çukur bir yer¬den geçerek yollarına devam eder, sonunda denize ulaşırlar. Sözgelişi, bol yağışlı Avrupanın bütün ırmak¬ları denize ulaşabilmişlerdir. Buna karşılık, orta yerleri çok kurak olar, Asya'n.ın her yanının suları denize ulaşamamış, bîr kısmı ortadaki ka¬palı teknelerde (b, bk.) kalmışlardır ki, buraları içe akışlı bölgeler olmuş¬lardır. (bk. Akışsız bölge, İçe aksşlt bölge).
Akışsız bölge (AL Abflussloses Gebiet, Fr. Region areique, eski terim : Ce- reyansız mıntaka). Akarsuyu bulun¬mayan, ya da bulunup ta ancak be¬lirsiz zamanlarda akarak denize uia- şamıyan bölgeler. Akışsız bölgelerde yağışların verdiği su, buharlaşma,, sızma yüzünden akışa yetmez. Bu yüzden denize ulaşan sürekli bir eğim yoktur. Sürekli eğim (bk. Sürek¬li iniş), ancak akarsuyun akabildiği yere kadar gider. Akışlı ve akışsız bölgelerin sınırları kesin değildir, (bk. Akışlı bölge, İçe akışlı bölge).
II
Akış aşağı — Akışsız bölge
Akyel. Kurutucu ve toprağın içindeki suyu çok buhariaştîncı bir rüzgâr. Bir çeşit lodos veya samyeli. "Akyel, sarı öküzden göneni (nemi) alır" sözü ile, bunun derinlerden bile suyu çektiği ve o yeri kuruttuğu söylen¬mek istenmiştir. Türlü yerlerde ve bu arada Ankara'nın kuzeyinde bu kelime kullanılır, (bk. Yel, Rüzgâr ).
Alaca karanlık (Al. Halbdunkel, Fr. Faiblement eclaire, İng. Twilight, Crepuscular (~rays), Çoğunca puslu, nemli havalarda gün doğarken, gün batarken görünen ışık. Parlak ışık, tozlar ve su buharı tarafından çevri¬lir. Bu ışınlar gerçekte birbirine ko¬şut (paralel) iseler de, uzaklık yü¬zünden dağınık görünürler, (bk. Işın).
Alümüssemâ. Arapça alâim = nişanlar, semâ = gök kelimelerinden yapılmış terim. (bk. Gökkuşağı).
Alan (Al. Lichtung, Fr. Clairiere, İng. Glade). 1) Orman İçindeki açıklık, (bk. Orman alanı). 2) Sâha karşılığı olarak kullanılan bîr kelime. Sözge¬lişi, "vâsi bir sâha" yerine, "geniş bir alan" denilir.
Alçak basınç (bölgesi) (Al. Tiefdruck (-Gebiet), Fr. Depression baromet- rique, ing. Depression, eski terim : Asgarî tazyik-i nesîmî mıntakası). Çevresine göre daha düşük bir basınç değeri gösteren, buradan yanlara doğru basınçın arttığı bölge. (bk. Basınç, Yüksek basınç bölgesi, Dön¬gü, Karşı-döngü, Siklon, Antisiklon, Basınç minimumu).
Alçak dağ (Al. Bergland, Fr. Basse montaque, İng. Low mountains). (bk. Dağlar).
Alçak kıyı (Al. FlacHküste, Fr. Câte plat, Cöte basse, ing. Low coasts, es¬ki terim : Münhal sahil, çoğulu : Münhal sevâhil). Kıyıların enine pro¬fili gözönüne alınarak yapılmış bir bölünüşe göre, kıyıdaki düzlük, be¬lirsizce denize doğru dalar ve çok
ilerilere kadar böylece uzanırsa, böy¬le kıyılara alçak kıyılar denir. Sözge¬lişi, bir ova, karadaki biçimi gibi, de¬niz dibine de dalarsa orada bir al¬çak kıyı olur. Alçak kıyılarda kum¬sallar geniş yer tutar. Alçak kıyılar¬da kıyı dilleri, kıyı gölleri, kıyı çiz¬gisinin yay biçiminde uzanışı gibi özellikler vardır. Delta kıyıları, li¬man kıyıları (b. bk.) alçak kıyı ör-neklerindendir. (bk. Yüksek kıyı).
Alçalma (Al. Senkung, Fr. Affaisse- ment, İng. Subsidence, eski terim : İnhitat). Yerkabuğunun bir bölümü¬nün, çevresindeki yerlere göre, çök¬mesi, alçak bir durum alması olayı (bk. Yerinden oynama).
Aiçıtaşı (Al. Gips, Fr. Gypse, Pierre â plâtre, İng. Gypsum). Jips'in Türkçe adı. Sulu kalsiyum sülfat bileşiminde olan aiçıtaşı, 120° ısıda suyunu kay¬bederek ak bir toz durumuna kolay¬ca gelebilen alçı olur. Bundan ötürü bu türlü mineral ve taşlara aiçıtaşı denir.( bk. Taşlar).
AS m (Al. Fr. İng. Front, eski terim : Cephe). Yerde veya daha yüksekler¬de sıklık, sıcaklık bakımından iki ay¬rı hava yığınının karşılaştıkları yer¬de beliren yer. Başka bîr sözle, alın yüzeyinin bir düzlem ile, ya da yer¬le kesişmesinden doğan bîr yer. Bu iki ayrı hava yığınını birbirinden ayı¬ran yüzeye alın yüzü (İng. Frontal surface) denir. Burası belirgin bîr yüzeyden çok, bir geçiş yüzeyi, ya da geçiş alanıdır, iki hava yığını ara¬sındaki böyle geçiş alanlarına aîın yeri (İng. Frontal zone) adı verilir. Burası birbirinden ayrı sıcaklığı, yo¬ğunluğu, farklı rüzgâr hızı bulunan havalan birbirinden ayıran atmosfe¬rin eğimli bir yüzeyidir. Birbirile karşılaşan ve birbirine giren bu hava yığınlarına, sıcaklıklarına göre adlar verilmiştir : Sscak alın (önündeki soğuk havaya sokulan sı¬cak hava yığını), soğuk alın (ileri doğru sokuian soğuk hava yığını).
12
Akyel — Alın
ı

Alize rüzgâriarı — Aiuviyon
13
(bk. Gezici döngü yollan, Sıcak alın, Soğuk alın, Alçak basınç alanları, Ba¬sınç).
Âîize rüzgârları (Al. Passate, Fr. Vents alizes, İng. Trad-winds, Trads winds). Yaklaştırma olarak 30° kuzey, 30° güney enlemlerindeki yüksek basınç kuşaklarından Ekvator alçak basınç kuşağına doğru esen dü¬zenli, sürekli rüzgârlar. Bunlar Kuzey yarımkürede kuzeydoğudan eser, Gü¬ney yarımkürede güneydoğudan eser. Bu yönlerdeki esiş, yeryuvarlağının dönmesinden ileri gelir. Alizeler, hızları orta değerde rüzgâr¬lardandır. (Saniyede 4-8 m.), (bk. Beaufort ıskalası). Alizeler, çoğunca açık havada, kuru olarak eserler. Açık ile bulutlu arasında da türlü durumlar gösterdikleri yerier olur. Denizi yaladıktan sonra kıyı boyun¬daki dağlara çarptıkları ve buradan yamaç yukarı estikleri zaman, dokun¬dukları yerlere bolca yağmur bıraka¬bilirler. Çöl yönünden esen alizeler ise, geçtikleri yerlere çokça toz sü¬rüklerler. (bk. Harmattan). Bu rüzgârlara, okyanusla yakından ilgilenmiş türlü ülkelerde, rüzgârın bir özelliği gözönüne alınarak ayrı ayrı adlar verilmiştir : İngilizler bun¬lara ticaret rüzgârları anlamına ge¬len Trade winds, İspanyollarla Al¬manlar geçiş rüzgârları anlamına ge¬len Passata, Passate, Fransızlar ise kendi eski bir kelimeleri olan alis yani düzenli sözünden faydalanarak alizes yani düzenli ®sen rüzgârlar adını vermişlerdir. Dilimizde bunlar¬dan bu sonuncusu alize ve çoğulu olarak ta alizeler şekli yerleşmiştir ki, alize rüzgârı, alize rüzgârları ola¬rak ta kullanılır.
Yelkenlilerin işlediği çağlarda Avru¬pa'dan Amerika'ya bu rüzgârların yardımı ile gidilirdi. Hele İber yarım- adasiyle Güney Amerika arasındaki deniz yolunda bundan çok faydalanıi- mıştır. Bunun gibi, Meksika ile Fili¬
pinler arasında da bu rüzgârın önem¬li yeri olmuştur.
Alizeler, bozulmamış durumlariyle en çok okyanuslar üzerinde gelişmiş olarak eserler. Yalnız Hint Okyanu-sunda ve Ekvator kuşağının bazı kıyı bölgelerinde zaman zaman başka rüzgârlar (Musonlar) tarafından bastırılırlar.
Ekvatoral kuşağa doğru, yere yakın olarak esen alize rüzgârlarına karşı¬lık yukarılarda ekvatordan kutuplar yönüne doğru alizelerin ters yönün¬de bir üst rüzgâr eser ki, buna karşs alize (b. bk.), ya da üst alize denir, (bk. Basınç, Rüzgâr, Yel).
Alize rüzgâr düzeni (Al. Passatisches VVİndsystem, Fr. Regime intertropical (vents), İng. Trads Winds (system). Her iki Ross enlemleri (b. bk) ara¬sındaki kuşakta esen rüzgârlar düze¬ni.
Buna Ekvator kuşağı ve çevresi¬nin rüzgâr düzeni de denir. Burada durgunlar (b. bk.) ile kuzeydoğu v® güneydoğu alizeleri yer tutar. Bu rüzgâr düzeninin ötelerinde ku¬zey kutbu yakını ve güney kutbu ya¬kını bölgelerde batı rüzgârları düze¬ni geniş yer tutar. (bk. Yer yuvarla¬ğının rüzgâr sistemleri).
Alize tozları (Al. Passatstaub). Alize rüzgârleriyle sürüklenip uzaklara gö¬türülen tozlar. Bu tozlar en çok çöl-lerden alınıp sürüklenir. Hele Büyük Sahra çölünden esen rüzgârlarla çok toz gelir (bk. Harmattan).
Alkım Gökkuşağının başka bir türkçe adı. (bk. Gökkuşağı).
Alokterı (Al. Fr. İng. Allochton). Yu¬nanca allos = başka, yabancı, chton = yer, toprak kelimelerinden yapılma bir terim olup, bulunduğu yerde meydana gelmemiş, bulunduğu yer için yabancı anlamına gelir. (bk. Yabancı, Yerli).
Aiuviyon (Al. Alluvion, Fr. Allu- vion, İng. Alluvium eski terim : Lâ-
hik, çoğulu : Lûnûk). Akar sularin taşıyıp yolu boyunca bıraktığı kil, kum, çakıl'gibi taş parçacıkları yı¬ğıntısı. Bu yığıntılar ya akarsuyun geçtiği yerlerde, ya da ağzına yakın yerlerde tortulanır. Geniş vadi ta¬banlarında aiuviyoniar çok yer tutar, ya da daha geniş yerlere yayılarak birikinti ovalarını meydana getirir¬ler.
Aluviyum (Al. Alluvium). Dördüncü
Zamanın üst ve yeni bölümü. İçinde yaşadığımız zaman bu Aluviyum dö¬nemine aittir. Bu kelime lâtince "su basmış" sözünden alınmadır. Şimdi bunun yerine Holosen adı da kulla¬nılmaktadır.
Âmplitüd (AL Hubhöbe, Fr. Ampitude). Fransızcadan dilimize girmiş ve arap- ça vüs'at (b. bk.), si'a kelimesini karşılamak üzere kullanılmış bir te¬rimdir ki, bugün bu iki kelimeyi de genlik kelimesi karşılamaktadır, (bk. Genlik).
Anaşjlif (Al. Anaglyphen, Fr. Anaglyhe). İki ayrı renkte alınmış (çoğunca kır¬mızı ile mavi) birbirinin aynı iki res-min üstüste basılmasiyle elde edilen bir çeşit kabartma resim usulü. Anaglif, haritacılıkta kullanılan bir çeşit çift renk resim metodudur. Bir göze mavi, öteki göze kırmızı gele¬cek şekilde yapılmış bir gözlükle böy¬le bir resime, ya da haritaya bakıldı¬ğı zaman bir göze yalnız bir resim görünür, ötekisi altta kalır. Böylece her göz ilgili stereoskopik resmi gö¬rür. Bu halde de resim kabarmış ola¬rak gerçeği çok andıran bir görünüş ifade eder. Bu resimler, fotoğraf ola¬bileceği gibi, bir yerin haritası da oJabilir.
Böyle üst üste basılmış çift renkli bir dağlık yer fotoğrafına bakılırsa dereler, tepeier, doruklar, yamaçlar bütün canlılığiyle kabartma gibi gö¬rülür. İçerisine yanardağ tepelerini, çukurlarını almış bîr bölge parçası¬nın böyle bir haritasına bakılırsa,
sanki havadan tepelerin, çukurların görünüşü gibi bir canlılıkla karşılaşı¬lır. {bk. Harita).
Ana ırmak (Al. Hauptfluss, Fr. Riviere principale, İng. Master-stream). Bir akarsu ağında (b. bk.) genişliği, de-rinliği, suyunun çokluğu bakımından başta gelen ırmak. Bu ana ırmağın bir takım kolları, yan-dereleri, kay-nak dereleri vardır. Bütün bu sular ana ırmakta toplanır. Ancak, ana ırmağın, akarsu ağı için¬de hangisi olabileceği üzerinde kesin bir kural yoktur. Kimi yerde suyu en bol olan ırmak, o akarsu ağında ana ırmak sayılır. Kimi yerde boyu en uzun olanı o akarsu ağında ana ırmak olarak gözönüne alınır. Kimi yerde de ırmağın ağzına göre olan doğrultu temel sayılır.
Âna kaya (Al. Anstehendes Gestein, Fr. Roche en place, İng. Bedrock, Rock in place, eski terim : Sahrei asliye). Dış etmenlerle yerinden oy¬natılmamış, kendi yapısına göre ye¬rinde kalmış olan kayalar, taşlar, tabakalar. Bunlara yerli kaya adının verildiği de olur. (bk. Tabaka, Yerli kaya).
Analiz (Al, Analyse, Fr. Analyse, İng. Analysis, eski terim : Tahlil). Yunan¬ca analysis = ayırma, çözme, eritme kelimesinden alınmış bir terimdir ki, öğretimde, kimyada kullanılır. Bu arada coğrafyada da morfolojik ana¬liz terimi vardır ki, yerşekli çözüm¬lemesi demektir, (bk. Çözümleme, Yerşekli çözümlemesi, morfolojik analiz).
Ana vadi (Al. Haupttal,, Vallee princip¬ale, İng. Principal valley). Bir akarsu ağında ana ırmağın geçtiği vadi. (bk.
Ana Irmak).
Ana yönler (Al. Kardinalpunkte, Fr. Points cardinaux, İng. Cardinal points, eski terim : Cihât-ı asliye, Ci- hât-ı erbaa). Çevren'in dört noktası : Doğu, batı, kuzey, güney. Yönümüzü
14


bulabilmek için bu noktalar gerekli¬dir. (bk. Rüzgâr güiü).
Yer üzerinde bulunan bizlere göre, yer yuvarlağı etrafında yer de¬ğiştiren güneştir. Görünürde, güneş etrafında dönen yer değildir. Nasıjki, bir trendeki yolcu, trenin değil de ya¬nındaki şeylerin yer değiştirdiğini sanır. Yer yuvarlağı batıdan doğuya doğru döndüğü için, bize güneş do¬ğudan batıya doğru yer değiştiriyor gibi görünür. Nasılki, trendeki yolcu da, türlü yerlerin (telgraf direkleri, ağaçlar, evler..), trenin gittiği doğrul-tunun tersine doğru göz önünden kaçtığını görür.
Buna göre doğu, bulunduğumuz yerin çevren (ufuk) üzerinde gün-ge- ce eşitliği (b. bk.) sıralarında güne¬şin doğduğu yerdir. Batı, güneşin bu sıralarda çevren üzerinde battığı yer¬dir. Böylece doğu ve batı birer yön¬dür. Bu durumda doğu yönü sağ ya¬na alınırsa çevrende ön taraf kuzey olur, arka taraf güney olur. İşte do¬ğu, batı kuzey, güney olarak adlan¬dırılan bu dört yöne ana yönler de¬nir. Ana yönler, güneşin Yer etrafın-da görünürdeki yürüyüşü ile belli olur. Bu da yerin, kendi ekseni çev¬resindeki gerçek hareketinden yani dönüşünden doğmuş bir olaydır.
Ana yönler arasındaki ikinci de¬receden yönler de vardır ki bunlara ara yönler (b. bk.) adı verilir.
Andoreik böfge (bk. İçe akışlı bölge, Kapalı tekne).
Anemometre ( Al. Anemometer, Fr. Ane¬mometre, İng. Anemometer). Rüz¬gârların esiş hızını ölçen araç. Ane-mometre, Yunanca anemos = rüz¬gâr, metrein = ölçmek kelimelerin¬den yapılmış bir addır. Bu aracın esa-sını, yatay olarak dönebilen haç biçi¬minde konmuş madenden iki çubu¬ğun dört ucundaki içi boş dört ya¬rım küre teşkil eder. Bu yarım küre¬lerin açık olan yerleri, ayni dönme yönüne bakar. Böylece., rüzgârın esiş
yönü neresi olursa olsun, bu yarım küre çanağından birine raslar. Bu halde araç, her hangi bir yönden esen rüzgârla durmadan döner. Dön¬me hızı, dönüş sayısını yazan bir sa¬yaç ile belii olur. (bk. Beaufort ıs¬kalası).
Ânemoskop (bk. Yel bayrağı).
Aneroid barometre (AL Aneroidbaro- meter, Fr. Barometre aneroîde, İng. Aneroid barometer). Madenden ya-pılmış havasız kutulu bir barometre çeşidi. Aneroid kelimesi yunanca aneros = yaş değiL kelimesinden yapılmıştır.
Coğrafyada bu türlü barometre¬lerden yükseklik ölçülmesinde çok faydalanılır, (bk. Basınç, Yükseklik ölçümü. Basınçölçer, Barometre).
Anıt (Ah Denkmal, Fr. İng. Monument, eski terim : Âbide). Herkesi ilgi¬lendirecek derecede bir sanat, ta¬rih, ya da doğal varlık. Bundan ötürü, anıtlar sanat anıtları, tarih anıtları, doğal anıtlar olmak üze¬re ayırt edilmiştir.
Anomali. Yunanca an = aykırı gitme, homales = aynı kelimelerinden ya¬pılma bir terimdir, (bk. Aykırılık).
Anökumsn (Al. Anökümene, eski terim: Arz-ı gayrî meskûn), (bk. Yerleşil¬memiş bölge, ökumen).
Antesedan yarmavadi (Al. Antezedentes Durchbrüche, Fr. Vallee antecedente, İng. Antecedent (river, stream). Bir çeşit yarmavadi yanı boğaz. Bu ad antecedens = önden giden kelime¬sinden yapılma bir jeomorfoloji te-rimidir. Yükselmeye uğramış bir yer¬de, oradan daha önce geçmekte olan bir akarsuyun, bu yükselmeye adım uydururcasına yatağını derinleştir- mesiyle boğaz biçimli derin vadiler doğmuştur. Böylece, bir yandan bu¬rada bîr dağ belirirken, bir yandan da derirr bir vadi doğmuştur, (bk. Yarmavadi, Boğaz).
Andoreik bölge —
15
Antesedan yarmavadi

Antiklinal (Al. Antiklinale, Sattel, Fr. Anticlinal, İng. Anticline, eski terim Serc-i bâriz). Yunanca anti = karşı, klinein = eğim, eğilme kelimelerin¬den yapılmış bir terim. Kelime anla¬mı bakımından birbirinden ayrı yö¬ne doğru eğimli demektir. Böyle bir yer kemerli bir kapının kemerini, kapalı çarşı kemerini andırır. Böyle¬ce bulunduğu yer için bir bakartı ola¬rak görülür. Dilimizde antiklinal ke¬limesi kullanıldığı gibi, bunun yerini tutacak değerde kemer kelimesi var¬dır. (bk. Kemer))
Antipod (Al. Antipoden, Gegenfüssler, Fr. Antipodes İng. Antipode, eski te¬rim : Mütekabil-ül akdâm). Yunan¬ca anti = karşı, karşısı, podos = ayak kelimelerinden yapılmış bir te¬rim. Çoğunca antipodlar şeklinde çoğulu kullanılır. Yeryüzünde birbi¬rinin tam tersi olan enlemlerin, boy¬lamların uzandığı yerlerde oturan in¬sanları belirtir, (bk. Taban karşısı).
Antisiklon. Yunanca kyklos = değirmi, çemberimsi kelimesinden yapılma bir meteoroloji ve iklim bilimi teri¬mi. Bu terimle havanın sarmal (hele¬zon?) şekilde döne, döne hareket et¬tiği ifade edilmek istenmiştir, (bk. Karşı-döngü).
Antropoloji (Al. Anthropologie, Fr, Anthropologie, İng. Anthropology). İnsanın hayvan dünyasındaki yeri bakımından incelenmesini ana yol olarak tutan insan bilimi. İnsanı, or¬taya koyduğu işleri inceleyen bu bi¬lim iki kola ayrılır: Doğal antropo¬loji (Fizik antropoloji), kültürel ant¬ropoloji. Bunların da dalları vardır. Doğal antropoloji, insanın memeli hayvanlarla primatlar arasındaki ye¬rinin gelişmesini, fosil insanı, şimdiki insan soylarını, insan kökenini, kı- yaslamalı insan fizyolojisini inceler. Doğal antropolojide insanın, insanı andıran maymunların yakını olduğu, bunlardan Üçüncü çağ (b. bk.) so¬nunda ayrıldığı ortaya konulmuştur.
En eski gerçek insan örnekleri 1 mil¬yon yıl öncesine aittir. İlk bilinen ör¬neklerden pitekantrop (Cava adamı) ve sinantrop (Pekin adamı) bir ta¬kım maymun özellikleri de taşımış¬tır.
Bu günkü insan ve Buzul çağmın (b, bk.) sonundan bu günedek gelen bü¬tün insanlar bir türe bağlıdır. Antro- polaglar insanları boy, baş, yüz, bu- ru"n biçimleri, göz ve saç renklerine göre soylara ayırmışlardır. Kültürel anropolojlde, insan bilgisi¬nin yazısız çağlardan bu günedek ge¬lişmesi, olgunlaşması, şimdiki insan topluluklarının türlü düşünceleri, geçim, yaşama, giyinme, barınma tarzları, dil, edebiyat, müzik, toplum işleri incelenir.
Kültürel antropolojinin bir kolu ta¬rih öncesi (b. bk.) yani prehistorya'- dır. İlk kültür izleri Buzul çağının başında başlamıştır, (bk. Yontma taş çağı, Orta taş çağı, Cilalı taş ça¬ğı, Tunç çağı, Demir çağı).
Araba vapura (Al. Fahre, Fahrboot, Fr. Bateau de passage, İng. Ferry-bo- at). Yolcularla kara taşıtlarını bir ırmağın, bîr boğazın, bir gölün bir yakasından öteki yakasına taşıyan ve düzenli olarak işliyen bir su taşıtı. Böyle taşıtların açılıp kapanan ve iskeleye uzanan kapakları, köp¬rüleri bulunur. Demiryollarının böy¬le yerlerdeki uc noktalarında ise, su taşıtı içinde raylar döşenmiş olarak yapılmış olan öze! durum vardır. Böyle yerlerde demiryolu gemisi iş¬letilir, yolcu inmeden karşıya geçer. Bunların en sade şekli ırmaklarda kayık, sal, donbaz gibi taşıtlarla kar¬şıdan karşıya geçmekdir. Bu sade şekillerden sonra, türlü ilerle¬melerle bu günkü araba vapurları, feribotlar yapılmıştır, (bk. Taşıt).
Ara dağlar (Al. Zvvischengebirge). L. Ko- ber'e göre, olağan dağ oluşlarında iki yana yatan iki kanat ortasındaki sertçe yerlerde beliren dağlar. Buna
Ara dağlar
16 An.tikiinai —


göre, bu ara dağların iki yanında kenar dağlar uzanır, bunların da önünde alçak yerler bulunur ki, bura¬ları önyer (Almanca: Vbrland) adım alır. (bk. Dağ oluşması, Kıvrımlar>.
Ara deniş (Al. Mitielmeer, Fr. Mediter- rane, İng Mediterranean sea). Kara¬ların arasına iyice sokulmuş, okya-nuslarla bağlantıları dar, az derin bo¬ğazlarla olan deniz. Bunların başlıca- ları Karadeniz ile birlikte Akdeniz, Kuzey Buzdenizi, Kızıldeniz, Baltık denizidir. Ara denizlerin bazılarının okyanuslarla bağlantısı çok daralmış bulunur ki, bunlara yine yakın bir anlamla içdeniz denir. Karadeniz, Marmara denizi, Baltık denizi bunlar¬dandır. (bk. İçdeniz).
Arama değeneğ; (Al. Wünschelrute, Fr. Baguette divagatoire, İng. Divining- rod). Yeraltındaki suları veya ma-denleri arayıp bulmak düşüncesiyle işe yaradığı ileri sürülen, kimi yerde de faydalanılmış olan çatal bir ince daldan ibaret sade bir araç. Buna dilek çubuğu da denir. Ariyan kim¬se bu değeneği iki eli arasında gere¬rek tutar. Arama sırasında istenerek çevirmeksizin kendiliğinden beliren kas hareketleri ile bir kımıltı ve sap¬ma belirir, böylece bu sapmanın ara¬nan suyun yerini gösterdiği ileri sü¬rülür.
Araştırma (Al. Forschung, Fr. Recherche, ing. Research, eski terim : Tedkik, Taharrî). Bilinen bilgilere yenilerini katmaya uğraşan bilim çahşmaları. Bilimlerin yaşaması, gelişmesi için araştırmaların yapılması, bu çalışma¬ların ardının kesilmemesi gerekir. Araştırmaların kimisi teorilere daya¬nır, bu yoldan ilerleme yolları aranır, kimisi ise günlük yaşayışla doğrudan doğruya ilgili sonuçlar verme yolun¬da ilerler. Araştırmalarla elde edilen sonuçla r, düzenli olarak islenir, bun¬lar yeni birer bilgi olarak yayılır, öğretilir. Bugünün yüksek öğreti¬minde, üniversitelerde, araştırma
ile öğretim birbiri yanında giden, birbirini bütünleyen iki çalışma yo¬ludur. Araştırma yapmak durumun¬da bulunan bu yüksek öğretimin ya¬nında, sadece araştırma yapan ku¬rullar da vardır, (bk. Araştırma ge¬zileri, Gezi).
Araştırma gezileri (Al. Fcrschungsrei- sen, Fr. Voyages d'exploration, İng. Exploring). Yeryüzünün yeteri kadar bilinmeyen bölgelerinde yapılan ge¬ziler. Bu türlü geziler, önceleri açm- masa gezileri (arayıp bulma gezileri) değerinde idi. Bu sıralarda gemiciler, serüven meraklıları, ticaret adamla¬rı, misyonerler uzun süren geziier yapıyor, bilinmedik, görülmedik yer¬leri tanıtıyorlardı, (bk. Tanıtma ge¬zileri).
18. nci yüzyılın sonundan bu yana, tanıtma gezilerinin (Keşif seyahatle¬rinin) yerin? araştırma gezileri tut-muştur. Yeryüzünün türlü bölgeleri¬ne ya özel girişmelerle ya da ilgili devletin yardım ve isteği ile bilgin¬lerin de katıldığı geziler yapılmağa başlanmıştır. Bu durum bugün de sürmektedir. Araştırma gezilerini dü¬zeni iyen ler, gittikleri yerlerdeki yer¬lilerle iş birliği yaparak, gerekli araç¬ları da kullanarak araştırmalarını yapmakta, edinilen bilgileri yayınla¬maktadırlar.
Araştırma gezileri türlü amaçlarla ya¬pılmaktadır. Son yıllarda uçaktan faydalanılarak Kuzey kutbu, Güney kutbu bölgeleri araştırılmıştır. Deniz araştırmaları için öze! gemiler ya¬pılmıştır. Yine son yıllar içinde Nauti- ius adlı Amerikan denizaltı gemisi, buzlar altından geçerek Kuzey kut¬bunu dolaşmıştır. Bunlar, birer araş- tırna gezişidir, (bk. Gezi).
Ara yönler. Ana yönler arasındaki yön¬ler. Sözgelişi kuzey ile doğu arasın¬daki yön için kuzeydoğu denir. Bu¬nun gibi güneydoğu, kuzeybatı, gü¬neybatı yönleri birer ara yöndür, (bk. Ana yönler).
17
Ara eteniz — Ara yönler

Arazi (A!, Gşlande, Fr. Terrairt, İng. Terrain). 1 — Yeryüzünün bir bölü¬mü ki, ekilen, dikilen, hayvan yetişti¬rilen toprak demektir. 2 — Yeryü¬zünün bir yerindeki yer şekilleri. Sözgelişi, dağlık arazî denildiği za¬man dağlık yerler gözönüne gelir. Arazi biçimleri, haritalarda türlü yol¬larla belirtilir: Taramelar, yalama¬lar, gölgelemeler, yükseklik eğrileri gibi.
Arazi-i hâiiye (bk. İşlenmemiş yer, Boş arazi).
Ârdbölga (Al. Hinteriand, Fr. Arriere- pays, İng. Hinteriand). Bir limanın, jşlek bir pazarın gerisindeki yerler. İzmir'in ardbölgesi geniş ve çok zen¬gindir. Sinop'un ardbölgesi o dere¬ce geniş değildir. Çünkü bu kuytu ve güzel limanın gerisi dağlıktır. Bir limanın ardbölgesi ne kadar geniş olursa,-o liman o kadar canlı olur. (bk. Liman, Ticaret).
Ârdyer (AL Rückland, Fr. Arriere pays, İng. Hinteriand). Kıvrım dağlarının içe bakan yakasındaki içbükey yeri¬nin önündeki çukur (bk. Önyer).
Ânzaîi arazi (AL Bergland, Fr. Pays montagneux, İng. Mountainous re- gion). Arapça arıza = inişli çıkışlı, dik yamaçlı olma, arazi = yer, top¬rak kelimelerinden yapılmış bir te¬rimdir ki düzlüğü az, inişi çıkışı çok olan dağlık yerler için kullanılmıştır. Bu terimi karşılamak üzere 20-25 yıl kadar önce engebe kelimesi orta¬ya atılmış ise de, bu kelime yeteri kadar yayılamamıştır. Bu gün ârıza- lı ve engebe karşılğı olarak dağlık yer sözü daha yaygın bulunmaktadır, (bk. Dağlık yer).
Arteziyen kuyusu (AL Artesische Brun- nen, Fr. Puit artesien, ing. Artesian well). Altından ve üstünden su ge- çirmiyen tabakalarla çevrili geçirim- li tabaka içinde biriken, buradan ba¬sınçlı olarak yüze çıkan su. Arteziyen kelimesi, Fransada Artois bölgesinde
1126 yılında ilk defa böyle bir kuyu çıkarıldığı için bu adla anılmıştır. Arteziyen suları basınç altındaki su-lardır. Arteziyen su yataklarının bes¬lenme yerleri çoğunca uzakta, yük¬sekçe yerlerdedir. Bu türlü sular ya çatlaklardan yüze çıkar, ya da çoğun- ca açılan kuyulardan dışarı fışkırır. Fışkırma olamıyorsa kuyudaki su, tulumba ile çekilir. Bu türlü kuyu¬lardan çıkan su tutarı, su yatağının beslenme derecesine bağlıdır, (bk. Yeraltı sulan, Kaynaklar.)
Artık göl (Ai. Reüktsnsee, Fr. Lac reii- quat, İng. Relikt lake, eski terim : Bakiye göl), (bk. Kalık göl).
Artık yıl (Al. Schaltjahr, Fr. Annee bis- sextile, İng. Leap ye&r, eski terim Se¬ne-i kebîse). Dört yılda bir gelen vs şubat ayını 29 yapan yıl.
Ârzânî. Arapça arzânî kelimesi, türlü terimlerle birlikte, enine anlamına gelmek üzere uzun bir süre dilimiz¬de kullanılmıştır. Bugün bunun yeri¬ni türkçe enine (b. bk.) kelimesi tutmuştur. Sözgelişi : arzânî sahîi ye¬rine şimdi ersine layı, arzânî inşikak yerine enine kırılma, arzânî makta yerine enine kesit terimleri iyice yer-leşmiştir. (bk. Boyuna, Tûlânî).
Arzânî boğaz (bk. Enine boğaz).
Arzânî cezire (bk. Enine ada).
Arzânî hattı-bâlâ bk. Enine doruk).
Ârzânî inşikak (bk. Enine kırılma).
Arzânî makta (bk. Enine kesit).
Arzânî nehir (bk."Enine akarsuL
Ârzânî sahil (bk. Enine kıyı).
Ârzânî vadi (bk. Enine vadi).
Ârz-î Coğrafî. Bugün kullanmakta ol¬duğumuz enlem (b. bk.), ya da coğ¬rafî enlem teriminin eski karşılığı.
Arziyat (bk. Jeoloji).
Asgarî (bk. En küçük).
Asgari tazyik (bk. Düşük basınç).
Asgarî tazyik mmtakass (bk. Alçak ba¬sınç bölgesi, Düşük basınç bölgesi).
tazyik mmtakasi
18 Arazî -— Asgarî


Asılı vâdi (Al. Hângetal, Fr. Vallee sus- pendue, ing. Hanging valley). Buzul aşındırmasına uğramış bölgelerde, aşırı bir oyulmaya yer vermiş olan ana vâdiye bir basamakla ulaşan kol vâdi. (bk. Aşırı oyulma).
Asimetrik vâdi (Al. Asymmetrisches Tal, Vallee dissymetrique, eski terim: Gayri mütenâzır vâdi). Yunanca a = uymıyan olan eki ile sym- metria kelimesinin birleştirilme¬sinden yapılmış bir terimdir ki, bir¬birine uymıyan bir şeyi anlatır. Asi¬metrik vâdi, asimetrik yamaç, asi¬metrik doruk terimleri de bunlar arasındadır. Dilimizde bunların kar¬şılığı bakışımsız sıfatiyle karşılanır : Bakışımsız vâdi (b. bk.), bakışım¬sız yamaç, bakışımsız doruk gibi.
Astroloji (Al. Sterndeutung, Astrologie, Fr. Astrologie, İng. Astrology, eski adı : İlm-i nücûm). Yunanca aster = yıldız, logos = bilim kelimelerin¬den yapılma, bir bilgi adı. Eskiden buna İlm-i nücûm denirdi. Bu işler¬le uğraşanlara da Müneccim adı veri¬lirdi. Bilimler bölünüşüne göre ast¬roloji, Eskiçağda doğal bilimlerin bir kolu sayılırdı. Arap kaynaklarında ise astroloji, matematik bilimlerin dört kolundan biri olan astronominin bir dalı sayılmıştır, (bk. Yıldız yo¬rumculuğu).
Astronomi (Al. Astronomie, Sternkun- de, Himmelskunde, Fr. Astronomie, İng. Astronomy, eski terim: İlm-i hey' et) Gök cisimlerinin uzaydaki durum¬larını, hareketlerini, fiziksel ve kim¬yasal yapılarını inceliyen bilim. Yıl-dızlı gök kubbesi, her çağda insanla¬rın dikkatini çekmiş, gün bilgileri dü¬zenlemelerine yardım etmiştir. Bun-dan ötürü, insanın gökle olan ilgisi, buna bağlı olarak astronominin do¬ğuşu çok erken olmuştur. Astronomi adı Yunanca astron, aster = yıldız, nomcs = kural, kaide kelimelerinden yapılmış olup, yıldız kuralı anlamına gelir.
Astrnomik mevsimler. Yer yuvarlağı¬nın, kendi yörüngesi (b. bk.), gün- dönümü (b. bk.) çizgisi, gün-gece eşitliği (b. bk.) çizgisi ile ilgili nok¬talardaki durumuna göre beliren ba¬har, yaz, güz, kış (bunlara bakınız) süresinin verdiği mevsimler, (bk. Mevsimler).
Astropikal iklim (bk. Dönence-altı ik¬lim).
Aşağı kesim (ırmak) (Al. Unterlauf der Flüsse, Fr. Cours inferieure (fleuve) İng. Lower parts of a river, Lawer course). Bir ırmağın ağzına (b. bk.) yakın olan bölümü. Irmağın aşağı bölümü. Bunun gibi, ırmağın yukarı kesimi, orta kesimi vardır. Irmaklar, yukarı kesimlerinde yataklarını oyar¬lar, aşağı kesimlerinde ise sürükle-dikleri taş parçacıklarını geçtikleri yerlere yığarlar, (bk. Yukarı kesim, Orta kesim, Akarsu, Irmak).
Aşağı yontulma seviyesi (Al. Absolutes unteres Denudationsniveau). (bk. Taban seviyesi).
Aşınma (Al. Abtragung, Erosion, Fr. Erosion, İng. Erosion, eski terim : İtikâl). Yeryüzünün aşınması, alçal¬ması, düzleşmesine sebep olan bü¬tün dış küvetlerin işlemesine verilen ad. Türlü yollarla ufalanmış taşların (bk. Ufalanma) bulundukları yerden alınarak aşağılara sürüklenmesi, sü- pürülmesi yüzünden yer kabaraları yüksekliklerini gittikçe kaybeder, ara¬zi yassı lir, düzleşir, yer yer dolgular olur.
Yeryüzünü aşındıran başlıca dış kuv¬vetler şunlardır: 1 — Dalga aşındır¬ması (abrasîon) (b. bk.}. 2 — Su süpürmesi (dar anlamıyla denudati- on) (b. bk.), 3 —■ Kaymalar,, göç¬meler, toprak akması (solifluktion) (b. bk.), 4 — Yel süpürmesi (def- lation) (b. bk.), 5 — Buzun cilala- ma-çizmesi (detersîon), çatiama-sı- vırma - sökmesi (detraktion), itme kıvırması (exaration) şekillerinde beliren aşındırmaları (bunlara ba¬
Asılı vadi
— Aşınma 19
COĞRAFYA TERİMLER SÖZLÜĞÜ — F.3


kınız), 6 — Yüksekten süşen suyun yeri delercesine oyması (evorsion), 7 — Akarsuların yeri kemirircesine kesmesi, oyması (dar anlamiyle ero- sion), 8 — Güneşlenme, havanın sı¬caklığı, yağmurların etkisiyle buzların yüzden erimesi (ablation) (b. bk.) olarak beliren süpürülme, aşınma, oyulmalar.
Bütün bu aşınmalarla yer kabartıları- nın yontulması belirli bir seviyeye kadar sürer. Burası aşıntının durak-lama yeridir, (bk. Taban seviyesi, Ta¬ban düzeği).
Aşınma dönemi (Al. Erosionszykius, Fr. Cycle d'erosion, İng. Cycle of ero- sion, eski terim : Devre-i îtikâl, İti- kâl devresi). Taşların aşınmaya da¬yanma dereceleri türlü bölgelerin ik¬lim şartlan ile ilgili bulunarak, dış kuvvetlerin türlü aşındırma tarzları¬na (bk. aşınma) bağiı şekilde yeryü¬zü biçimlerinin gelişmesindeki dü-zenliliği, gelişmeleri açıkiıyan devir- lilik görüşündeki dönemler. Aşınma dönemi jeomorfoloji bakı¬mından başlıca üç gelişme çağı gös¬terir : Gençlik çağı, olgunluk çeğı, geçkinlik çağı. Amerikalı ünlü coğ¬rafyacı W. M. Davîs tarafından ko¬nulmuş bulunan bu görüşe göre, yer¬yüzündeki biçimlerin gelişmesi, yer¬kabuğunun bir bölümünün deniz üs¬tüne çıkmasiyle başlar. Bu sıralarda çök oyulmalar olur. Bu, gençlik ça¬ğıdır. (b. bk.). Bundan sonra ırmak¬ların yatakları denk eğrilerine (b. bk.) yaklaşmış, yer kabartıları ol¬dukça yıpranmıştır. Bu, olgunluk ça¬ğıdır (b. bk.). Bundan sonra-aşınma¬lar azalmış; yer yer birikmeler ol¬muş, arazî deniz yüzüne yaklaşacak kadar alçalmış, düzce bir biçim al¬mıştır. Bu da geçkinlik çağıdır, (b. bk.). Davis bu çağdaki yerşekillerine Peneplain (b. bk.) adını vermiştir kî, dilimizde bunun karşılığı Yontuk" düz (b. bk.) olarak geçer. (bk. Aşın¬ma).
Aşın (Al. Über "dss Mass", Fr.'Sur-, ing. Över-, eski kelime : Fart, kimi halde Fazla). Aşırı kelimesi, bir baş¬ka kelimeden önce geldiğinde alışıl¬mış olandan çok, gereğinden fazla, normalden çok olan bir olayı belir¬tir. Sözgelişi: Aşırı besi (Fr. suraÜ- mentation, eski bir deyişle : Fart-ı tag- diye), aşırı oyulma (Fr, surcreuse- ment) gibi terimlerin belirmesinde yer tutar. (bk. Aşırı oyulma). Aşırı kelimesi bir isimden sonra gelirse bu ismin gösterdiği şeyin ötesini (Al. jenseits,, Fr. outre ing. över-) anlatır. Sözgelişi : Deniz¬aşırı (Al. jenseits des Meeres, Fr. outre-mer, ing. oversea) gibi. Bunun gibi "bir köy aşırı", "üç ev aşırı", "iki bahçe aşırı" şeklinde kullanıldı¬ğı yerler vardır.
Aşırı oyulma (Al. Übertiefung, Fr. Sur- creusement, ing. Overdeepening). Ana ırmağın (b. bk.), kol derelerden (b. bk.) daha çok olarak yatağını oy¬ması, derinleştirmesi olayı. Bu du¬rumda koldereler, yandereier asılı vâdüer (b. bk.) içinden geçer. Bu olay, Buzul Çağında (b. bk.) buzul¬larla örtülmüş olan bölgelerde görü¬lür. (bk. Aşınma).
Aşırı üretme (Al. Überproduktion, Fr. Surproduction, İng. Över- produc- tion eski terim: Fazlai istihsal). Sa¬tıştan ve kullanma miktarından çok daha fazla elde edilen ürün, ya da fabrikalarda yapılan eşya. Böyle bir durumda çoğunca yarışmaların (rekabetlerin, Fr. Concurrence) et¬kisiyle türlü güçlükler belirebilir.
Aşma (Al. Überschiebung, Fr. Charri- age, ing. overthrust, Overfoid, dili¬mizde kullanılan bir başka terim : Şaryaj). Geniş ölçülü kıvrılmalarda (b. bk.), çok kıvrılmış tabakaların bir yana doğru iyice yatarak ileri doğru uzanması, böylece başka yerle¬ri aşarak başka tabakaların üzerine yatması olayı. (bk. Örtü teorisi).
20
Aşınma dönemi — Aşma

i&şîus adası (Al. Fr. İng. Klippe). Aşın¬malar-yüzünden ana örtüden {aşma örtüsünden) ayrılmış, böylece tek başına yadırgı bir taban üzerinde yer tutmuş bulunan örîü (b, bk.) bö¬lümü. (bk. Aşma, Aşma örtüsü, Pen-cere ).
Aşına örtü.sü (Al. Überschiebungsdecke, Fr. Nappe de charriage, İng. Nappe thrust-sheet, dilimizde kullanılan bir başka terim : Şaryaj napı). Ya¬tık ve devrîk kıvrımların (bk. Kıv¬rım, Kıvrılma), daha ileri giderek başka yerler üzerine aşıp binmesin¬den doğmuş tabakalar örtüsü. Böyle¬ce fazla kıvrılmalar sırasında örtü kıvrımları (Almaca : Deckfalte) mey¬dana gelmiş, daha ileri bir dönemde aşmalar belirmiştir. Çok yerde örtü kıvrımı ile.aşma arasında kesin sınır çizmek zordur.
Bir aşmanın ilk belirdiği çıkış yerine aşma örtüsünün kökü denir. Bu ör¬tü bir yana doğru yatıp uzanırken (aşıp sürüklenirken) beliren ön ye¬rine aşma örtüsünün alnı adı veri¬lir. Bir aşmada kökten alta doğru ile¬riye bir sokulma, bîr itilme vardır. Kimi -halde de, sanki çatlıyan dal¬gaların kükrercesine, şahlanırcasına saldırışları gibi, birbiri üstüne yas- lanırcasma^aşmalar da olmuştur.
Bir aşmanın ilk oluştuğu yerle şim¬diki yeri arasındaki -uzaklığa aşma uzaklığı denir. Bir kıvrımın orta bö-lümünün iyice kopmuş,' ayrılmış ol¬masına aşmalı kıvrım adı verilir. Aşmanın sürüklendiği, sokulduğu yü-zeye aşms yüzeyi denir. Aşma olay¬ları sırasında büyük tabaka yığınla¬rının uzak, ya da uzakça yerlere sü-rüklenmesinden ileri gelmiş yerler için aşmış kütte sözü kullanılır.
Aşmaların çok olmuş ve yerkabuğu¬nun yapısına önemli etki yapmış bulunduğu yerlere aşma bölgesi de-nir. Böyle yerler Alplerde, bu dağla¬ra benziyen başka kıvrım sıradağla¬
rında, bu arada Toroslarda görülür, (bk. Aşma, Şaryaj, Şaryaj' örtüsü).
Aşmalı yapı (Âl. Deckenbau, Decken- faltung, Fr. Structures charriees, İng. Thrust structures). Uzak mesa-felere kadar aşma (şaryaj) ola¬yının belirmiş bulunduğu yerşekiİle¬ri yapısı, (bk. Aşma, Aşma örtüsü, Şaryaj, Kıvrılmalar, ŞaryajSı yapı).
Ateş (Al. Feuer, Fr. Feu, İng. Fire, es¬ki kelime : Nâr). Bîr maddenin yan- ması sırasında beliren ışık ve ısı vermesi. Çok eski çağlarda ateşin bulunmasiyle önemli ilerlemeler ol¬muştur. Ateşin nasıl bulunduğu üze-rine de türlü masallar, efsanemsi sözler vardır. En eski insanlar odun¬ları birbirine sürterek ateş çıkarmış-lardır. Bugün de son derece ilkel insan topluluklarında bu yoldan ateş elde edildiği anlaşılmaktadır. Okyanusya adalarının kimisinde, Yeni Gine adasının çok sapa yerle¬rinde olduğu gibi.
Bugün, kimi yerde de çakmaktaşı ile demirin birbirine çarptırılmasiyle ateş çıkarılır. Taşın taşa, ya da de-mire çarpmasından çıkan kıvılcım ile kolay tutuşan bir şeyden ateş el¬de edilir (Eskirnolarda olduğu gibi). Bundan ötesinde, artık türlü derece¬lerden ilerilemeler gösteren ateşle¬me, ateş elde edilmesi yollan bulun-muştur.
Atlas (AL, Fr., ing. Atlas). Haritalar ta¬kımı. Başka bir deyimle, bir cilt içinde bir araya toplanmış haritalar takımı. Atlas kelimesi, dünyayı omuz¬lan üstünde taşıdığı düşünülmüş olan mitolojik tanrının yaptığına benzetilerek dünya haritalarını top- hyan koleksiyonlara verilmiş bir ad¬dır. Bu ad, 1595 te Mercator'un ya¬yınlanan atlası için böyle bîr adın kul.lamlmasiyle başlamış, bundan sonra gittikçe yayılmıştır. Ancak, bu anlamdaki harita takımları, daha ön¬ce de yapılmıştır.
21
Aşma adası — Atlas
Atlasın, bugünedek çok çeşitleri ya¬pılmıştır : Coğrafya atlası, tarih at- . lası, dil atlası, deniz atlası, gök ât- lası...
Bunların arasında coğrafya atlasları en yaygın olanlarıdır. Coğrafya atla¬sı, yeryüzünün bîr parçasının, ya da bütününün, türlü yönden göstermek üzere yapılmış haritalar takımıdır. Bu haritalar içinde o yerin doğal du-rumunu, beşerî ve ekonomik özellik¬lerini, yönetim ve siyasal durumunu gösterenleri vardır. Atlasta bütün yeryüzü, türlü harita izdüşümü yol- lariyle bir arada gösterilmeye çalışıl¬dığı gibi, herbir kara parçası, deniz-ler, ülkeler de ayrı ayrı gösterilmiş¬tir.
Atlasların kimisinde bütün yeryüzü ile birlikte onun türlü bölümleri (ka¬ralar, denizler) yer tuttuğu gibi, ki-misinde de sadece bir ülkenin bütün özelliklerini veren coğrafya haritala¬rının bir araya toplanmasına çalışıl¬mıştır. (bk. Coğrafya).
Atmosfer (Al. Atmosphare, Fr. Atmos- here, İng. Atmosphere, eski terim : Hava-yi nesimî). Yunanca atmos = nem, sphaira = küre kelimelerin¬den yapılmış bir terimdir ki, Yer yuvarlağını çeviren gaz örtü için bu ad kullanılır. Dilimizde bu kelime kullanılmakla beraber, havaküre te¬rimi de yerleşmiştir, (bk. Havakü¬re).
Atol (Al., Fr., ing, Atoll). Ortasında bir deniz-kulağı (lâgün) bulunan mer¬can adası. Bu deniz - kulağı, darca deniz yollariyle okyanusa bağlıdır. Bu adaların denizden yüksekliği azdır (çoğunca birkaç metre). Adanın dışa bakan yamacı dik, içe bakan yamacı az eğimlidir. Adanın ortasındaki de¬niz - kulağı derin değildir. En derini 100 metreyi bulur. Atollerin büyük¬lüğü çok değişiktir. İçlerinde 1.000- 2.000 km2 olanları bulunduğu gibi, pek küçükleri de vardır. Bu adaların doğuşları, oluşları şöyle
olur: Başlangıçta bunların yerinde bir ada varken, bu adanın yamaçları mercanlara yatak olmuştur. Bu hay-vancıklar burada yerleşmiş, uzun sü¬reler. içinde çok ta yığılmıştır. Bu yığıntı yerlerine resif denir. Eski ada bunların arasında sanki bir çekirdek gibi kalmıştır. Bu çekirdek-ada ağır ağır çökünce, çevresinde çemberleme uzanan mercan resifleri, bir halka gibi belirmiştir. İşte Atol'ün değirmi biçimi bundan ileri gelir.
Atrio (Al., Fr., İng. Atrio; Bu kelime İtalyanca olup atrio del cavallo yani atların çekildiği dış avlu demektir). Durup durup püskürmüş, patlamala¬ra yer vermiş yanardağlarda eski dağ kalıntısı (bk. Somma) ile, daha son¬ra yığılmış tepe arasında kalan çu¬kurluk. Bunun bir örneği İtalya'da Vesuv yanardağındadrr. (bk. Yanar-dağ).
Austral (Al., Fr., İng. Austral/eski te¬rim : Cenûbî). Lâtince australis keli¬mesinden alınma olup, güneysel (b. bk.) anlamına gelir. Sözgelişi Fran¬sızca Terres australes adı güneysel Karalar anlamına gelir. (bk. Boreal).
Av (Al. Jagd, Fr. Chasse, İng. Hunting, eski terim : Sayd). Yaban hayvanla¬rın: ölü, ya da diri olarak ele geçir-mek için yapılan işler. Buna avcılık ta denir. Kara avcılığı, deniz avcılığı olmak üzere iki türlü avcılık vardır. İnsanların ilk çağlarında yırtıcı hay¬vanlardan korunmak için avcılık ya¬pılırdı. Ekip biçmeyi öğrenmeden, yaban hayvanlarını evcilleştirmeden önce, insan, yiyeceklerinin çoğunu avcılıkla elde etmiştir. Giyecek ola-rak postlara bürünüldüğü çağlarda da yine avcılıktan faydalanılmıştır. Sonra telli bitkilerden, hayvan kılla-rından dokumalar yapılmaya başlan, mıştır.
İnsanlar ileriledikçe, avcılık tek ge¬çim kaynağı olmaktan çıkmış, bir çeşit eğlence, açık hava sporu olmuş¬tur. Avcılık, Türkler arasında iyi atı-
22
Atmosfer — Av
cıiık için öğretici, yetiştirici bir iş olmuş, arasıra parlak şölenler yapıl¬mıştır.
Av hayvanları iki bölümde toplan¬mıştır : Büyük av hayvanları, küçük av hayvanları. AvlıyabMmev bakımın-dan hayvanları üç bölümde topla¬mışlardır : 4 ) Her vakit avlanabi- lenler (kurt, yaban domuzu gibi), 2) belirli zamanlarda avlanabilenler (ceylân, karaca, tavşan, keklik-, sü¬lün, bıldırcın, ördek, kaz gibi), 3) avlanması yasak olanlar (geyik, dağ koyunu, sığırcık gibi). Adcılıkta en çok işe yarıyan hayvan köpektir. Çeşitli av köpekleri vardır.
AVârız (bk. Yerşekli, Yeryüzü şekli).
Avirız yağmuru (Al. Orograpbisches Regen, Fr. Pluies de relief, İng. Orographic rain), (bk. Dağ Yağmu¬ru).
Avrasya (Al. Eurasien, Fr. Eurasie, İng. Eurasia);. Biribirinden kesin doğal sınırlarla ayrılamamış olan Avrupa ile Asya'ya birlikte verilmiş bulunan ad. Avrasya kelimesi, Avrupa kelime¬sinin Avr parçası ile Asya kelimesi birleştirilerek yapılmıştır. Batı dille¬rinde bu Eur ile yapılmıştır. (Europe kelimesi île ilgili olarak). Avrasya, büyüklük bakımından karaların üçte birini tutar. Burada dünya nüfusu¬nun beşte dördü yaşar. (bk. Kara¬lar).
Ay (Al. Monat, Fr. Mois, İng. Lunar month, eski kelime : Şehr-i kamerî). Ay'ın (b. bk,), Yer yuvarlağı etra¬fında bir defa dolaşması için geçen zaman. Başlangıç yerinin seçilişine göre beş değişik ay vardır ki, bunla¬ra astronomi ayları denir. Gün bilgi¬sinde (takvimde) bunlardan sinodik ay denileni çok kullanılmıştır. Bunun tenjelî şuna dayanır ; Ayı, birbiri ar¬dınca aynı evre'de 'görmek. Sinodik ay, ayın güneşle iki ardısıra kavu-şum, ya da karşım durumudur. Ya¬ni birbiri ardınca iki yeni ay evresin¬
den, ya da bir tam-ay evresinden, bundan sonraki tam - ay evresine ka¬dar geçen zaman aralığıdır. Sinodik ayın uzunluğu 29 gün, 12 saat, 44 dakika, 3 saniyedir. Bu değer, aşağı yukarı 29 gün 13 saate yakın demek- tir.
Birçok Doğu Ülkelerinde, ay takvimi kullanılır (bk. Takvim). Eskiden biz¬de de kullanılan ve Takvim-i Hicrj-i kamerî adı verilen bu ay takvimine göre ayların uzunlukları 29, ya da 30 gündür. Bunda 12 ay bir yıl sayılmış¬tır. Buna ay yılı denir (bk. Yıl). Fakat güneş yılının kullanılmasiyle is¬teğe bağlı şekilde aylar 30 ve 31 gün olarak alınmıştır (bk. Ay ad¬ları).
Ay (Al. Mond, Fr. Lune, İng. Moon, es¬ki kelimeler : Kamer, Mâh). Yer yu¬varlağına en yakın gök cismi. Ay, Yer'in uydusudur (bk. Uydu).
Ay adları (AL Monatsnamen Fr. Noms du moi's, İng. Name of months). Ço¬ğu Arap, Musevî kaynaklarından gel-me ay (kamer) aylarına göre verilmiş adlar. Batı Ülkelerinde de türlü olay¬larla ilgili olarak konulmuş adlar. Bizim bugün kullandığımız ay adları¬nın kimisi Doğu, kimisi Batı kaynak¬larından geçmedir. Birkaçı da dili-mizden alınmıştır.
Ay Işığı (Al. Mondlicht, Fr. Lumi&re de la lune, İng. Moonlight, eski kelime : Mehtâb). Ay'dan Yer'in yüzüne vu-ran dönük, sönük bir ışık. Ay'ın ken¬disi bir ışık kaynağı olmayıp sönük bir cisimdir. Fakat Ay, güneşin vur-duğu ışıkla aydınlanır. Yerden bakıl¬dığı zaman Ay'da görülen parlaklık, güneş ışığının ay yüzündeki yansı-masından ileri gelir. Güneşten gele¬rek Ay'ın yüzünde yansımaya uğrı- yan güneş ışığının azı, ya da çoğu Yer yuvarlağına doğru olduğuna gö¬re Ay, bize ayça (.hilâl), yarım değir¬mi, tüm değirmi olarak değişik par-laklıkta görünür. Bunlara Ay'ın ev¬releri (b. bk.) adı verilir.
23
Avirız — Ay ışiğı
Ay ışığı, en parlak görünüşile yere, denize, suya vurduğunda orasını ya¬rı aydınlatır. Mavimsi, donuk, sönük-çe olan bu aydınlatma, güzel görü¬nüşile şiire, edebiyata da girmiştir.
Ay'ın evreleri (Al. Mondphasen, Luna- tion, Fr. Phases de la lune, İng. Phases of the moon, eski kelime : Safahât-ı Kamer, Ay'ın fazları). Bir sinodik ay (b. bk.) içinde ay'ın hep değişik görünüşlerle belirmesi olayı. Ay kavuşum durumunda olursa (ya¬ni Yer'e göre güneşin bulunduğu yanda olursa), Yer'e karanlık yüzünü çevirmiş olur; bu duruma yeni ay denir. Bu zamanda ay, güneşle bera¬ber batar. Bu, kamer ayının (Şehr-i kamerînîn) başıdır. Bundan 1 -2 gün sonra, batıda Ay'ın aydınlanan par¬çasının bir bölümü hilâl biçiminde görünür. Bu durumda ay, güneşten biraz sonra batar.
Yeni aydan bir hafta sonra Ay'ın ya¬rısı parlak görünür. Bu duruma bi- rinci dördün (Terbi-İ evvel) denir. Bir hafta daha sonra, Yer'in güneş bir yanında, ay öte yanındadır. Bu sırada ayın aydınlanan bölümünün hepsi görünür. Buna dolunay (Bedr-i tam) denir. Ayın on dördü diye söy¬lediğimiz şey budur. Dolunay'dan sonra parlaklık gittikçe azalır., Ay'ın yeniden yarısı aydın görünür. Bu duruma Ayın ikinci dördünü (Terbi-î sâni) adı verilir. Bundan bir hafta sonra Ay, tekrar yeni ay durumuna gelmiş bulunur, işte bunlar Ay'ın ev¬releridir. (bk. Ay, Takvim, Gün, Yıl). Ayın safhaları (bk. Ay'ın evreleri).
Ay tutulması (A! Mondfinsternis, Fr. cclipse de lune, İng. Lunar eclipse, eski terim : Husuf). Yer'in, güneşle Ay arasına girerek Ay'ın bütününü, ya da bîr bölümünü gölgelemesi ola¬yı. Böylece Ây, Yer, Güneş bir düz¬lem üzerinde bulunurlarsa Yer Yu¬varlağı, Ay'ın güneşten vuran ışığı almasına engel olur. Bu sırada Ây, bir gölge konisi içinde bulunur. Eğer
Ây, bütüniyie bu bölge içinde ise tam ay tutulması olur. Bu sırada Ay, ko¬yu bir bakır renginde görünür. Bu¬na karşılık Ay, yan gölge içinde iken, sadece ışığında bir donukluk, sönük¬lük sezilir.
Ayak (Al. Fuss, Fr. Pied, İng. Foot, eski kelime : Kadem). İnsan ayağının boyu gözönüne alınarak uzunluk öl-çüsü birimi olarak kullanılmış bir değer. Bu ölçü, türlü yerlerde çeşitli değerler göstermiştir. Bunlar arasın¬da 25 cm ile 34 cm arasındaki uzun¬luk değerleri çok yer tutmuştur. Bu¬gün kullanılmakta olan ayak ölçüsü, İngiltere'de 30,48 santimetrelik uzunluktur. İngiliz haritalarında yükseklik değerleri, derinlikler, hari¬ta ölçekleri bu ayak birimine göre verilmiştir.
Ayak (Al. Abfluss, Ableitungskanal, Fr. Emissaire, İng. Flowing off, eski te¬rim : Müfriğ, Müfrîg-i tabiî). Gölle¬rin fazla sularını boşaltan akarsu. Genel olarak göller, kendilerine dö¬külen derelerle, ya da ırmaklarla beslenirler. Göl çanağında biriken suların fazlası çoğunca bir, kimi yerde de birkaç ağızdan akarsular¬la boşaltılır. Bu akarsulara gölün ayağı, göl ayağı, ya da sadece ayak denir. Sapanca gölünün ayağı Çark Suyudur. Kimi göllerin ise ayağı yok¬tur. Bunların suları dipten sızarak boşalır. Ne ayağı, ne dip sızmaları olan göllerde beslenme bakımından yetersizlik var demektir. Gölün aya¬ğı, yatağını oya oya derinleştirerek göl sularının alçalmasına, günün bi¬rinde gölün iyice boşalmasına yol açar.
Ayakucu (Al. Fusspunkt, Nadir, Fr., İng. Nadir, eski terim : Semt-! ka¬dem). Gök küresinde başucu (b. bk.) nun tam karşısı olan nokta. Tersi başucudur.
Ayaz (Al. Trockene una strenge Kâite wahrend der hellen Winten§rchte, Fr.'Froid sec d'une nuit daire, İng.
24
Ay'ın evreleri — Ayaz
Frost orı a clear winter night or dry cold on a v/inter day). Sıcaklığın, donma noktasının, altına düştüğü açık, durgun havalı geceler. Böyle kuru soğuklar gündüzleri de sürebi¬lir. Ayazlı geceler, çoğunca kış ayla¬rında olur. Bir yandan yıldızlar pırıl¬darken, öte yandan keskin bir kuru soğuk insanı titretir. Bundan ötürü, soğukta kalıp çok üşümüş olanlar için ayaz kesti denir. Hava birden bire böyle bir durum almışsa hava ayaza çevirdi sözü kullanılır. Ayazlamak kelimesi de havanın ayaza çevirmesi, insanın kuru bir soğuk havada üşümesi karşılığı olarak söy¬lenir. Ayazlandı kelimesi de suyun, ayazda kalıp soğumasını belirtmek için kullanılır, (bk. Don, Donma).
Aydınlatma (bk. Işıklama).
Ayısberg. İngilizce iceherg kelimesinin, dilimizde okunuş şekliyle girmiş du¬rumu. İngilizce ve Almanca ayrı ya¬zılış fakat benzer okunuş gösteren bu kelimenin Türkçe karşılığı buz- dağı'dır (b. bk.).
Aykırılık (AL, Fr. Anamalie, İng. Ano- maly). Olayın, bir kurala uymaması. Bu kelime çoğunca iklim biliminde kullanılır. Bir enlem boyunda bulun¬ması beklenen ortalama sıcaklık de¬ğerinin bir yerde bu değere uyma-ması halinde, burada bir aykırılık bulunduğu söylenir. Her paralel çem¬berin boyuna düşen yerlerin ortala-ma sıcaklığı ayrı ayrı hesaplanmış¬tır. Bunlar aylık, yıllık ortalamalar olabilir. Sözgelişi, 30° kuzey enle¬minin yıllık ortalama sıcaklığı, yak¬laştırma olarak 20,4°, Ocak ortala¬ması 27,3° tür. Ancak, bu çember bo¬yundaki her yerin bu olağan sıcak¬lıktan ayrı bir değeri bulunabilir. İşte bu ayrı değere "bir yerdeki sı¬caklık aykırılığı" denir. Bir harita üzerinde aynı aykırılığı gösteren yerler birleştirilerek bura¬lardan tş-ayksnlsk eğrileri (b. bk.)
geçirilir. Dilimizde kullanılmış olan anomali kelimesinin yerini aykırılık tutar.
Ayrıksı (dağılış) (AL Disjunktiv) bitki¬lerin ayrıksı bir şekilde yeryüzünde dağılışı belirtmek için kullanılan ke¬lime. Böylece, "ardı arası kesiimîyen sürekli dağılış alanı", "süreksiz dağı¬lış alanı" bulunduğu .gibi, ayrıksı da¬ğılış alaniarı da vardır- Sözgelişi, he¬men hemen aynı büyüklükte, fakat birbirinden çok uzakta kalmış bitki bölgeleri bir ayrıksı dağılış gösteri¬yor, demektir. Bu ayrıksı yerlerden biri meselâ Avrupa'da, ötekileri Ku¬zey Amerika'da, Kuzey Çin'dedir, (bk. Dağılış).
Ayrılma (Al. Absonderung/ Fr. Separa- tion, Desagregation, İng. Sepera- tion, Dİsintegration). Taşların do-kusunda bulunan ayrılma yerle¬riyle ilgili olarak taşın bölünme¬si, parçalara ayrılması.- İri taşların, kayaların parçalanması şundan ileri gelir : Püskürük taşlarda soğuma yü¬zünden hacım küçülmesi, tortul taş¬larda kuruma, dağ oluşmasındaki basınçlar. Bu yollarla taşların kimisi düzenli olarak kalıp kalıp ayrılır (kumtaşı, granit gibi), kimisi priz¬malı sütunlar biçiminde ayrılır (ba¬zalt gibi), kimisi soğan gibi kabuk kabuk ayrılır. Birçok taşlar da kö¬şeli, sivri açılı düzensiz parçalara bö¬lünür.
Ayrıntısız kesit (bk. Toplu kesit).
Âzamî tazyiki Resi mî msntakası (bk. Yüksek basınç bölgesi).
Azimuî (AL, Fr. Azîmut, İng. Azimuth). Verilen bir nokta ile sıfır noktası arasındaki yatay yay. Azimut kelime¬si, Arapça as-samt, el-semt, as-samût yani doğru yol, yol kelimesinden alınmadır. Çevren (ufuk) dairemiz üstünde kalan bir noktanın yeri, o noktayı bulunduğumuz yere bağlıyan çizginin uzunluğu ve bu çizgi ile ku-zey doğrultusunun arasındaki açı ile
25
Aydıniatrrca — Azimuî
belli edilir ki, bu açıya azimut yani semt açısı denir. Başka bîr sözle, bir kolu meridiyen çizgisine, öteki kolu
herhangi bir doğrultuya uyan her açı. Bununla ilgili olarak azimut için doğrultu açısı da denilebilir.
26
Bacadan püskürme — Bağıl yaş


-B-

Bacadan püskürme (Al. Zentralerup- tion, Fr. Eruption centrale, İng. Central eruption). Yer kabuğunun baca durumunda bulunan bir yerin¬den olan püskürmeler, (bk. Yanar¬dağ).
Bâd. Farsça bâd = yel demektir ki, dili¬mize girmiş, çoğunca edebiyatta yer tutmuştur. Esme ey bâd, bâd-ı sabâ gibi. (bk. Yel, Rüzgâr).
Ba'deccümûdiye. Arapça ba'de = son¬ra, cümûdlye = buzul kelimelerin¬den yapılmış eski bir terimdir ki, Buzul Çağı sonrası ile ilgili durumu belirtir. Bu sıfat şimdi Türkçe olarak buzu! sonrası ile ilgili (b. bk.) şek¬linde karşılanmaktadır.
Bâd-ı sabâ (bk. Meltem).
Bidiye. Arapça bâdiye = çöl demek¬tir ki, dilimizde önceleri kullanılmış¬tır (bk. Çöl).
Badlands (Al. İng. Badlands, Fr. Mauvaise "terres"). Amerika Birleşik Devletleri'nin, düz duruşlu tabakalar¬la örtülü Prairie bölgesinin cılız bit- kili yerlerinde görülen dilik dilik yerler. Badlands, sağanak yağmur¬larından doğan suların yeri süpür¬mesinden doğmuştur. Dilimizde böyle yer biçimlerine kırgıbayır adı verilir, (bk. Kırgıbayır).
Bağ (Al. Weinberg, Fr. Vigne, İng. Vineyard). Üzüm çubuklarının dikili bulunduğu yer. Bağ, denildiğinde ya¬maç bağı, ova bağı gözönüne gelir.
Bağ bozumu (Al. Weinernte, Fr. Vencf- ange, İng. Vintage). Üzümleri olmuş, artık topiama zamanı gelmiş olan bağlarda, ürünün toplanması işleri.
Bağcılık (Al. Weinbau, Fr. Viticulture, İng. Vine-growing). Bağ yetiştirme, bundan kazanç sağlama işi. Bağcılık¬la geçinen, ya da bağcılık yapanlara bağcı denir. Türkiye'de bağcılık yay¬gındır. Bir çok yerlerimizde bağlara, birer yazlık gibi göçülür. Burada bir¬kaç ay kalındıktan sonra, bağ bozu¬munun (b. bk.) ardından şehirlere inilir.
Bağıl nemlilik (Al. Relative Feuchtigkeit der Luft, Fr. Humidite relative, İng. Relative humidity, eski terim : Nisbî rutubet, rutûbet-i nisbiye). Bir yer¬de, verilen bir hacımdaki nem tuta¬rının, su buhariyle doymuş aynı ha-cımdaki nem tutarına oranı. Yani o anda bulunan, ile (e), sıcaklığın en yüksek derecesinde orada bulunabi-lecek olan (em), % ile ifadesidir: e
.100. Doymuş hava 100 ile
em
gösterilir. Sözgelişi, +20° derece sı¬caklıktaki bir havada 17,1 gramlık en yüksek salt nemlilik bulunduğuna göre, bu değer bağıl nemlilik bakı¬mından % 100 demektir. Eğer bu miktar yine +20° sıcaklıktaki hava¬da 8,5 gram kadar bir tutar göster¬seydi bu oran % 50 olurdu, (bk. Salt nemlilik, Nemlilik, Havanın nem¬liliği).
Bağı! yaş (Al. Relatives Alter, Fr. Age relative, İng. Relative age, eski te¬rim ^ sinni nisbî, nisbî sin). Jeoloji çağlan boyunca oluşmuş tabakaların, taşlaşmış canlıların, eski kültür ka¬lıntılarının bulundukları yerlerde, yüzyıllar, bin yıllar ölçüleriyle değil,
Admin
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 43
Kayıt: Pzr Ara 20, 2009 10:56 pm

Dön Terimler Sözlüğü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron